22 Aralık 2014 Pazartesi

Plath 6

Bruce, ruhumu kemiriyorsun. Icime donuyorum senin yuzunden ve senin sayende cunku kafami cevirdigim her yerde senin olmandan cok hoslaniyorum. Sigara icme istegimi bastiramamis olabilirim birkac gundur. Tercihten zorunluluga evrilmis olabilir. Evrilmenin hep ileriye donuk oldugunu savunmak, Darwin'e fazla anlam yuklemek olabilir boyle zamanlarda. Ama hic icki icmedim bugun mesela. Icmek istedigim zamanlarin yalniz senin varliginla sinirli olmadigini biliyor olmalisin artik. Belki de beni en iyi sen taniyorsundur sonunda. Ya da aslinda hic tanimiyorsundur. Kendimi sana tanitma istegim kendi karar mekanizmami asiyorsa da volonténin durdugu yere gelmek de herkesin harci olmasa gerek bebegim. Varliginla benimkini somurdugunun farkinda misin? Seni dusunurken kendimi unutuyorum ya da kendime sectigim, diktigim, yamadigim hayati yalanliyorsun. Sadece karsimda oturup en iyi yaptigin seyi yaptiginda hem de: dusunmediginde. Her sey ne kadar da basit dusunmedigimizde. Keske zamanimizi dusunmeden gecirebilseydik. Yanimda kalmana ve bana dusunmeyi, simdiye kadar dusunduklerinle unutturmana ihtiyacim var. Vahsetine ait et beni ve sigara icmeye yeniden baslayalim. Agzinin kokusunu ozluyorum. Kendimi, Bruce, sahte bir hayatin icine kapatmis olmaliyim. Kafesteki bakilmaktan hoslandigi pesin hukumlu zikkim kuslar gibiyim. Kimse kendiliginden kotu degildir, degil mi? Ozgurlugumu kisitlamaya, kendimi birilerine baglamaya calisiyorum. Ciddiyet aradigimi zannediyorum, aradigim seyin kendi yarattigim gercekliklere kolelesmek oldugunu goremiyorum. Cunku ben seni ben seni ben saliverdim seni ve kendimden kopmak gozlerimin sana her dokunusunda, daha da carpiklasiyor. Yazmaya susamanin ne demek oldugunu biliyor musun? Ama oylesine bir yazmaktan bahsetmiyorum, biliyorsun iste, Sana Yazmak. Gozlerindeki umutsuzlugu, hosnutsuzlugu yakalamayi, beni sevdigini kendine itiraf edemeyisini gormeyi ne kadar da seviyorum. Acilara susamak. (Gordugun uzere siirlestim) Ikimiz guzel bir siir olusturabiliriz oysa, sairlerin ve gozluklu edebiyat ogrencilerinin ezberledikleri icin gururlanacaklari ve kitaplara degilse de gokyuzune ve bulundugumuz her sozcuk dalasina kazinacak bir siir. Ne kadar kiskanilasi bir cift olabilecegimizi tahmin edebiliyor musun? Hem de buyuk sozcukler ve noktali virguller kullanmadan. Materyelsiz biz guzelim. Agzimdan opmeyecek misin? Sana kendimi anlatmak istiyorum. Ciplakligimla dokunmayali oyle uzun zaman oldu ki... Son mektubumu cope atabilirsin zaten maskelerimi indirmeden sana ulasamiyorum. Bana verdigin ismi oyle cok seviyorum ki. Kendime yarattigim dunyaya adapte olabilmek icin senden uzaklasmaya ihtiyacim vardi. Neden mi? Cunku ben anne olmak icin cok gencim.(oysa o cocuk olmaya ve beni annesi gibi sevmeye cok hevesli) Bir seyi deneyimlemeden deneyimlemeye calismak belki de boyle bir duruma isaret ediyordur Bruce. Belki de senden bu yuzden bu kadar kaciyorumdur. Seni bulursam cunku, durdugum yerde kalmaktan korkuyorum. Oysa oyle buyuk ki evren! Beraber kesfedebilir miyiz onu Bruce ne dersin? Su anki kucuk dunyamizi, daha cok da seninkini, ve tabi cocuklarimizinkini de mahvetmeye deger miyiz? Her kapiyi vurup cikisindaki gok gurultusu ikimizi de islatabilir mi sence? Ya da karariyor muyuz aslinda oksijen temasimizdan? Sana baktigimda Bruce, sesini duydugumda, icimdeki tum nehirler bir anligina birlesirmis gibi oluyor ve yeniden ayriliyorlar daha sonra. Tek kotu tarafi, sellesmeye cok musait olmalari ve ben cocuklari bu selden nasil kurtarabilecegimi bilmiyorum. Bardaklara sut doktugum ruyami hatirliyor musun? Hani toplantiyi sen yonetiyordun. Cinsiyet hiyerarsisine sikismiyorum yine de. Beni yine patikalara yonlendirecek misin? Her ormanin derinligi farklidir. Birbirimize aile olabilir miyiz dersin? Sorularimi gozlerinden iceri akitamamak canimi yakiyor ve tum baliklarim bana buyuk gozleriyle bakarken boguluyorlar. Onumde. Oylece. Kendi kalbini kir ve oldur bizi. Ustunkoru hissetmekten yoruluyorum. Ozur diliyorum Bruce, ya da dilemiyorum cunku ustune basilmasi kolay bir muz kabuguna donusuyorsun gittikce. Secimlerimle yasamam, tam olarak neden benim icin mukemmel oldugunu da kanitlar nitelikte. Paradoks yarattigimi dusunuyorsan yaniliyorsun. Zira akilciliga taptigini (bana verdigin ismin kokusu burnumda) ikimiz de biliyoruz. Mor bir dunya miyim sende? Guzel kokulu, hosnutluk verici. Ikinizin de estetik duygularini tatmin ettigim soylenebilir mi dersin? Onunki seninkinin karbon kagit kopyasi, ikimiz de farkindayiz, ama egolarina boyun egdiginde ve sembolik siddetinle onu yaninda kalmaya zorladiginda ne kadar kabul edilebilir oluyorsun? Saatin yok, varsa da kesin hic bakmiyorsundur. Cunku senin icin zaman ayakkabilarini cikarip kendini yatagina attiginda duruyor olmali. Peki gunesle beraber yeniden basliyor musun? Sana gunesler getirebilirim. Hediye etmeyi beceremesem de betimlemesini yapabilirim. Bendeki seni anladiginda gozlerini acmak icin bahaneye ihtiyacin kalmayacak. Ama bunu sen de bildigin icin ikimizin de baliklari zamansizca oluyor degil mi? Haydi sigarami yak Bruce, ben cikiyorum.

25 Kasım 2014 Salı

Ihtimalli Bruce/Plath 5

Bruce sanirim senin hayatimdaki yerini kucumsemisim simdiye kadar. Birkac gune kadar diyelim ya da cunku gunes seninle doguyor yaklasik cokca gundur. Seni seviyorum, seni kendim gibi seviyorum. Bana aitsin ve bensin. Ne yazik baskasi degilsin ve hep benimle olma zorunlulugunu varliginin anlaminda tasiyorsun.oysa ben baskasini sevmek istiyorum. Merak etme cok zor degilmis baskasini sevmek. Belki de ilk defa baskasinin nasil sevilebilecegini ogreniyorum ben. Oyle cok sevmisim ki simdiye kadar kendimdeki yabancilari ve kendi yabanciliklarimi, bir yabanciniyi sevmenin ne oldugunu ogrenmek 7 yillik yalnizligimin sonuna kalmis. Eternel yalnizligimin kapisini onunla kapatiyorum, ah nasil da yumusak bir sisle sarili tum evren ve nasil da huzurlu bilmedigim, kontrolu bende olmayan, olmasa da onemli olmayan bir dunyaya adim atmak. Korkma Bruce, sen de hep benimle kalacaksin. Sigarayi biraktim. Elimdeki mi? Tatlim oyle uzun zaman oldu ki seninle buyumeyeli, aliskanliklarima karar verebilmeyi kesfettigimi bilmiyorsun, dogal olarak. Volonté de puissance. Her hucrem gecenin karanligiyla dolu ve yuzunu yine de secebiliyorum. Iste boyle bir sey. Mistik yanimi aydinlattim ve ruyalarima giris yapabiliyorum. Ardimi donup canavarlarima ne istediklerini sorabiliyorum. Sana donusum de bundandir guzelim, kendini onemli hissertirebiliyorsam listeme bir arti daha ekliyorum demektir. guzel olmak icin guzele benzemek gerekmiyormus. Sana donmek icin de femme fatale rolune burunmem gerekmiyor elbette. Cikarsamalarim yanlissa da bendeki dogruluklari yeterince kapsayici ve onaylayici. Sen neresinden bakiyorsun? Dunya nasil da yesil cay kokuyor. Agac dikmek istiyorum Bruce, cicek sulamak, kurumus yaprak temizlemek ve bilinc altimi guzellestirmek istiyorum. Mazgallarin uzerinden yurumek, agir sozlu sinirli titresimli muzikler dinleyip cocuklugumu ozgurlestirmek,evliyalarimin mezarlari basinda dilek dilemek, annemi ozlemek, bitmis dostluklarimin ardindan su dokmek ve noktalarini yanimda tasimak istiyorum.Sarap icmeden de oturabiliriz ve ben yine de umarsiz olabilirim. Sarap ictigimde de umarsiz olabilirim ama yildizlara bakip gecmisimi tahmin etmek daha cazip geliyor. Agrimis kaslarima masaj yapiyorum boylece. Demirlerim esneklesiyor ve her sey daha saglam gozukuyor yine de. Incinmis yerlerimi giydirmektense iyilestiriyorum. Derimin altindan yeni gozenekler ufleyerek yapiyorum bunu. Ilik bir dus almak gibi. Mavi degil yesilim artik. Anlatabiliyor muyum? Seni yazmak cok sartliydi, endiselerimin varligini onaylayip cogullugumu materyellestirmemi gerektiriyordun. Oysa ruzgar tatminkar esmeye basladi ve artik gidebilirsin. Her istediginde geri gelebilecegini bilmek uzere gidebilirsin. Her geldiginde sarabini getirebilir veya getirmeyebilirsin. Agzimdan opup opmeyecegine sen karar ver. Her yani benimle dolu kalabalik evrenime sikistirmaya calistigim yeryuzu, deterjanli sulardan ufledigimiz balonlar gibi, once gobegini sismanlastirip kendini disariya cikardi. Kendi butunlugunde. Diger balonlarla ucusunu paylasip havaya, topraga ve kimbilir nereye donmek/gitmek uzere. Teklesiyorum ve gozlerim 'dol'uyor. Kendimi saliveriyorum.

25 Temmuz 2014 Cuma

Uyuyamiyorum.Ruhum bolunmus gibi ve yazmak zorundayim..Kendimi kendimden farkli bi hayata sikismis hissediyorum.Bi adama, bi iliskiye; aradigimdan, bunca zamandir tas tas ustune insa ettigimden, gelecegime yerlesmeye calisirken kendime actigim kapilardan uzaklarda bi yasam tarzina zincirlenmis gibiyim. Benligimi aramayi ozluyorum.KEndimden uzaklasmis gibiyim. O'nun hayatinin bi parcasi olmaya calisiyorum ve kendimden oyle uzak ki, ona ait olmaya calisirken kendimden daha da uzaklasiyorum gittikce. Farkliliklarimiza goz yumabilecegimi dusunuyordum oysa ki. Su siralar, aslinda tam olarak bi kac saattir fark ediyorum ki farkliliklarimiz ayni 'mer'e bile ait degil. Belki yaz etkisidir bu. Okulsuzum, isim fiziksel- temizlik- ve T yanimda degil. Kimsseyle aklimla konusamiyorum.Durumun gerektirdigi konusmalari dilim yettigince yurutmeye cabaliyorum. Halsizim yorgunum, vucudum rahat etmiyor.Surekli esnemek istiyorum, kemiklerim sertlesmis omuzmarim katilasmis gibi. Uyurken dislerini gicirtadan bu adamin yaninda ne isim oldugunu soruyorum kendi kendime. Kitap okumayan ve aksiyon filmlerinden hoslanan, elinde olsa surekli kafasi guzel dolasacak bu adamla ne isim var? Sanirim ondan kacarken kadinlara siginiyorum ve sanirim ileride bu iliskiyi bitirmek istedigimde de tek kacis yolumun bu olacagini bildigim icin kapiyi acik birakiyorum onunla konusmalarimizda da. Kendime ait zamanlarimi, yatagimi evim dedigim bi yere sahip olmayi ozledim. Her adimimi izleyebildigi bu tek goz odada benim diyebilecegim tek zaman haftanin iki gecesi saat sekizden sabah 9a kadar yarisindan cogu rahatsiz kanapede uyumakla gecen akrep-yelkovan yarisi. Yeni bi eve tasinma planlari yapiyoruz yaz sonuna dogru ama ne kadar ise yarayacak bu ortam degisimi, dusuncelerim ve o ayni kaldigi surece. Kitap okumayan bi adamla hayatimi gecirebilecegimi mi dusunuyorum gercekten? Asiri uc yasam deneyimlerimden birine sikistim sanirim ve kacisimi goremiyorum. KEndimden once baskalarini dusunme,sevme , acima, anlamaya mutlu etmeye calismam bana zarar verir mi gercekten? Modern psikolojiye mi yoksa Buda'ya mi inanmaliyim? Buda akilsizca davrandigimi fark ettigimde kendime 'dogru' olan yolu secmeye yoneltmezmiydi beni? Onu birakirsam hayati mahvolmaz mi? Gozlerinde gormedim mi daha once bu ihtimalin acisini? Babama benzemiyor mu, annemsiz bi baba birakmaz miyim ardimda? Ocumu mu alicam boylece babamdan? Cok mu Freud'cuyum su anda? Hakli olabilir mi gercekten? Uykusuzlugumun bile tadini cikaramiyorum. PArmak uclarimda dolaniyorum ve klavyeye her dokunusumda cikardigim sesten korkuyorum, uyanmasini istemiyorum. Uyanirsa yalnizligimi kaybederim ve yalnizligimi kaybettigim icin gozlerim yorgun ve ben saat ikide ayaktayim, bes bucuk saat sonra yeniden uyanmak uzere.. Kendimi kaybetmek istiyorum ama bu sefer istemlice.. Kendimi kendimden habersiz kaybedip, bunu sonradan fark etmek dayanilmaz.Kontrol manyagi miyim acaba ben? Kendimi birakamiyor muyum dunyanin, hayatin akisina, Takintili yapmaz mi bu beni? Hayattan aldigim zevki dusurmez mi? Sekerin tadini alan ondan vazgecebilir mi bi yandan? Tadindan aldigi zevkin hissini gozlemlemeyi basarmissa hele? Sanirim icsel huzurumu derinlere gomdum.Alisik olmadigim bi yasamda hayatta kalabilmek icin mutlu gorunmeye calisirken mutlu ediyorum kendimi. Mutluluk oysa, asiri bi hissiyat degil mi? Durgun degil mutluluk, guvenli, yerlesik degil; zamanlik. Huzurumu geri istiyorum. Cozum? Sanirim onu sucluyorum olmasini istedigim insan olmadigi icin ve olmasini istedigim insana donusme potansiyelini onda goremedigim icin.( ki bu ona sahip olamadigina da var olani benim goremedigim anlamina da gelebilir) Oysa bu benim yeni hayatima bakisimla ilgili bir mesele olsa gerek, diger her seyle ilgili. Hicbir sey imkansiz degildir. Her sey birbiriyle iliski icindedir nasil olsa. Sorun sanirim, bu iliskiselligin gorunur olmamasi ve hatta belki de insa edilmeye hazir bi bosluk halinde bulunmasi hayatta. Zor, ama imkansiz degil.. Hicbir sey ve her sey gibi biraz da. Kendime daha fazla zaman ayirmaliyim. Evde degil disarida yapmaliyim bunu. Kitabimi alip sokakta oturup okumaliyim. Kutuphane basamaklarina oturup gordugum insanlari yazmaliyim. Onunla konusamiyorsam kendimle konusmaliyim. Nasilsa arkadaslar edinecegim gelecekte kendimi kendim gibi ortaya koyabilecegim. Onunla olan iliskimin gidisaitina da o zaman karar verebilirim. Pragmatist miyim? Hangimiz degiliz ki? Baskalari kendi secimlerimi dogrulamam icin bahane olabilir mi? Ucu bucagi gorunmeyen, ardi acik sorular bitecek degil ama gecenin bi vakti yattigim yerden kalkip, bilgisayari acip kendimi anlamaya calismamin zevki, heyecani ve huzuru paha bicilemez. Belki de budur siginabilecegim alan. Birileriyle konusuyormus gibi kendimle konusmam: yazmam. Cevap gelmese de sorularima, hayatta da kim gercekten cevap verebiliyor ki otekine? Cevap var mi kendi kendime ulasmaya calisip surekli yanildiklarimin disinda? Ozumde bunca yalniz miyim yoksa kendimi mi yalnizlastiriyorum egom veya basarisizliklarim, yanlis secimlerim yuzunden? Tum pozitifligimin altinda depresyona, huzne ve olumsuzluga egilimli miyim acaba? sanmiyorum. Icimdeki durgun suyun yansimalarindan biri huzun. Cunku agir degil. Durumsal. Hayatimi engellemiyor tersine derinlestiriyor. Belki de dengeyi saglamanin yoludur bu. Huzne ve huzura esit derecede yakin olmak: durmak yani, icimde. Yalnizlgim. Bosluklarimi insanlarla doldurmak, biriyle degil belki de. Tanimadigim, kimileriyle zaman zaman konustugum ve belki de hic gormeden acilarini, mutluluklarini icten ice sezinledigim insanlarla... Kendimi kendimle yasamak ama paylasmak aldigim nefesi canlilarla ve dokunmak cansizlara. Iliskileri icselce gozlemlemek ve bag kurmak iliskilerin arasinda. Hicbir sey kendince kendinde degil zaten, degil mi? Yazmayi birakip rahatsiz yataga donmek istemiyorum ama kelimelerim tukeniyormus gibi hissediyorum. Gun olsun, gunes olsun, bu evden uzaklasayim, cok yorulayim ama sonrasinda kendime ait bi sokak bulayim ve bu o'nu gucendirmesin istiyorum; Belki de onunla iliskimi saglamlastirabilecegim ya da en azindan biraz daha yoluna koyabilecegim tek cozum anlatmak, onunla bunlar uzerinde konusmaktir. LAnet olasi dis gicirtisi beynimi ve sessizligimi parcaliyor geceleri!!! Ona sarilip uyumak istiyorum ama cok sicak oldugu icin sarilmak istemiyor. Eksik miyim acaba bunca yilin temassizligindan. Kucuklugumu hatirlamiyorum ama ergenligimde nefret ettim annemle yakinlasmaktan. Babayla zaten temas ayipsandi. Lisede uzaklastim ve donmedim ki temasa, yasim gecene kadar. Onu mu ariyorum acaba? Uyumayi denemek zorundayim yoksa yarin ise yaramazin biri olacagim. Acaba kacinci yasamimdayim su anda ve acaba ne zaman budist tapinagina kapatabilicem kendimi?

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Uyurken uçma rüyası görene
uçarken uyuyan ebabili nasıl anlatmalı?

Gökyüzünden vazgeçmek değil
güneşi bırakmak asıl düşündüren.
Kaos diyorsunuz
ve yeniden depremi bekliyor bir aşık uçurumun kıyısında
kaç kere ölmekten dizlerinde çürükler..
Çorabından biri delinmiş olmalı

Ellerini salyangozlar yaladığından
Her yaşını yavaşlatmakta ustadır
Canı yanmasın diye düşerken
Sarmaşığını cebinde taşır
Müstehcen bir morla renklendirdiği

Severdi rüzgarı elbet
az duyulur bugünlerde ıslığı diye
babası gibi sektirmeyi öğrenince
bir taş daha bağladı ayağına.
Yosunların affını dilemek üzere
kadınının saçlarını bağışladıydı
hiç kesmezden evvel rüzgara.

Beş kuruştan üçünü çıkarırsanız
Açlık kalır
Sevdasına yenisini ekleyip çoğaldı
Cuma pazarından domates çalan hamalla
Aynı sepete düştü gözleri
Aşktan utanıp rakıya abandı

Gözleri kamaşınca temkinsiz sevmekten
kuşandı gardını
göçmen kuşlara devredip mevsimi
ziyanına baş kaldırdı
dalgaya durup sahile vurunca kalbi
kendi kalesine kuşandı

Bitmemis bir şiire kendini mıhlayıp
Yaz çocuklarına adandı
Yaralandı
sağaldı
ağardı
-dı.

18 Mart 2014 Salı

Günlük parcasi

Cocugum her ayrilikta imlasi bozulan ve bu sefer ayrilik ciceklerin sulanmadigi yerde baslamiyor. Cunku o ciceklerini cocugu gibi sever ve zaten kendisini ve gelecegini seviyor beni severken de. Bir seylerin öldugunun ve mumlanip anilara kaldirilmasi gerektiginin kendini icinde sorgusuzca ifsa ettigi bir zaman parcacigi bu. Öncekiler ve buyuk ihtimalle sonrakiler gibi; sonrakilerde öncekilere donup kendimi uzaklastirdigim gibi simdi, bu ana da geri gelip soyutlanacagim. Her seyin  bittigi ama birikimlendigi dogru olabilir mi? Ve bu soru aslinda hicbir seyin bitmedigini de sormuyor mu bir yandan? Ani ve anilari biriktiren özneyim ve yasanmisliklarin solgun hayali her seferinde daha agir geliyor. Törpuleniyor muyum yoksa aci cekmeye mi calisiyorum aslinda yarin 'gecmis' olacak hisler uzerinden? Bile bile neden ortak yan (aci) bulmaya calisiyorum her iliskide? Her seferinde. Her bitiste. Her kopusta. Her batista. Dagilista. Kalemimden burnuma yayilan derin nefes cabasinin yogunlugu neden hep huznu cagristiriyor bana? Neden hep baskalari yuzunden, icin, uzerinden agriyorum? Eksik miyim hayatta? Babasiz miyim? Freud'a inanmaya mi calisiyorum Acilara Tutunmak icin? Bunu sorguladigim icin bireyci mi oluyorum? Iliski kuramiyor muyum insanlarla? Cok insanca iliski kurdugumdan (uzulmek de iliskinin bir parcasi degil mi insanlikta? ) her sey 'normal' seyrinde ama farkli oldugumu hissetmek icin kendimi mi sorgulatiyorum kendime? Hepsinin her zaman soru olmasi cevapsizligimdan mi; yoksunlugumdan, kendimi dunyayi tanimayisimdan, toylugumdan, cocuklugumdan mi; insan miyim sadece deney masasina yatirilip ABC'si cikarilamayan? Ask gercekten iki kisilik mi? Sinir tanimaz mi gercekten? Yol, dil, yas, kultur tanimaz mi? Cikarsiz midir? Mesru cikar olabilir mi taraflar arasinda? Egoyla savasilabilir mi? Oyunlar oynanmali midir iliskide karsidakini mutlu edebilmek icin? Ya da mutsuz olmasini engelleyip yanimda kalmasini saglayabilmek icin? Yorulmaz miyim? Farkliliklar yipratmaz mi kabullenmeye calisirken? Ilkesizlik degil midir bu postmodern dunyanin dayattigi? Ugruna savasilan seyler icin fedakarlik yapmak gerekmez mi kendinden? [Bir kadin istiyorum yanimda, surekli baskalarini dusunen bir erkegin sungerliginden kurtulmus; yalnizca kendini ve zevklerini dusunen erkegin umarsizligindan uzak; erken bosalmasini kontrol edemeyecek kadar seks duskunu olmayan, kadinina kendinden az deger veren erkegin bencilliginden yoksun; ruhunu siirlerde dinlendiren huzunlu anlarinda ve gunesi ayaklariyle seven bir kadin. Bende ben gibi ama kendisi kalabilecek, paylasmaktan, itiraf etmekten, özur dilemekten cekinmeyen ve bunlari benden de bekleyen, gozleri asik, yuregi tum dunyaya acik bir kadin.]

Sarap icmek isterdim bu gece. Keske sarabim olsaydi. Sarap ne guzel olurdu bu gece, tadi damagimda.

Umursamamak ne kadar kolay aslinda, alternatif yaratabiliyorsak eger. Sarap icin konusmuyorum elbette batakliga gomdugum iliskimden bahsediyorum. Bir kadin hayali aklimda, yuzu ve nesnesi olmayan, vazgecebiliyorum 'istenmemenin' utancindan, benlik acisi yaratisindan. Ya da daha fazla kirilmamak icin bahaneler ve aykiri yollar yaratiyorum kendime ve tabi hayali teoriler. Belki de, O da, orada, alternatif yaratmistir bana, ya da yarattirmistir baska bir kadin. Belki de ayni kadindir o ruyalarima girenle. Cilginlar gibi kiskandigim ( guzelligini, anilarini, kulturel ve yasamsal yakinligini, yasadigi sehri paylasmasini ve onu benden daha iyi tanimasini ve taninmasini onun tarafindan ) kadindir belki beni oryantal bir kahve molasina sikistiran. Belki de apayri bir ten, yeni bir akil, soluktur aklindaki. Belki yalnizca kendisiyle olma fikridir. Bencilligi. Narsistligi. Beni her yonden kucuk gorusu, eksik bilisi, tamamlamasinin zorlugu, bendeki direnc, aldatmanin ve aldatilmanin catlagidir negatif bir analiz acisindan buyuk konusuldugunda.

Belki bir sigara molasidir ihtiyacim olan.
Saat iki. Uyumak istemiyorum ama uyumak istiyorum, unutarak, umut ederek, huzur icinde...

11 Mart 2014 Salı

Hilâl

İnceyse de göz alır
gözümde sarhoş bir kesik
kim saçımı güzel okşarsa
ona aşık olacağım
Malulen

Uzamsız bir devinimde salındım,
geldim
tahminen
avcum göğe düştü
dipsiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiz
kırıldım
sehven.

Dahilen işaretlendim
kumsuz bir çöl
topraksız çınar
kuruyorum
kelâm-ı lâl

Üzüm gördüm
ezildim
müphem gururda malaz
sürüldüm
kâmilen

Silkelendim döküldüm
ıssız düşüp durul'dum
tercihen

Temsili firari yosma
haricen

Tahsilen.

10 Mart 2014 Pazartesi

mektup

Bu bitmemiş bir mektuptur.
Biliyorum okuyorsun. Okuyan gözlerine özlem çalmak için diziyorum sözlerimi. Bizden geriye kalanları savurmak için çöle, bizden geriye ne kaldıysa...
Adını yazıyorum, ilk aşıklar öyle yaparmış. Şaraba tadını verdim, hiç bilmedim ki. Bu gece, varlığım açık oynuyorum. Sana perçinlediğim ben, benden koptukça senden de gidecek. Kaybolmaksa ardı ardına üfürdüğüm küllerim, bağışla, soluğumu kaybettim. Tükür sessizliğime, taşıyamıyorum. Adın, orucum.
Parmağıma taktığım bir yüzüktür sensizlik ve artık gusulumde dahi terk edemiyorum. Eksiğim, yoksulum, hissizim, kayboldum, gözlerime yüklediğim bir kağnının çektiği acıları sunuyorum, elimden bundan ötesi gelmiyor. Bağışla, yalnızlığına susuyorum.
Hayat kararlar düzleminde seksek oynayan bir çocuğun taşına denk gelen sayıyı sevmesine ve tek ayağı noksan secde etmesine göz yumuyor. Hayatı elimle çizebilmeme güveniyorum hala. Çocuğum, ikimiz de biliyoruz ve çocukluğum seni de küçültüyor. Bağışla, çok yanlışlı bir odanın ardı ardına açılan kapılarını örtmeye çalışıyorum hala ama bir kerenin alışmışlığı geçit vermiyor açık tuttuğum kapılara. Ben hala açık kapılarla uyuyorum soluğunu duyayım için ama çöl bu, rüzgarı bol, gecesi soğuk, güneşi kavuruyor gündüzlerimi ve ben suyu tanımlanamamış bir okyanusun zenginliğinde nefes almaya çabalıyorum. Ciğerlerim nefes arıyor. Direniyorum. Direnemiyorum...
İsa'yı öldüren çarmıh değil çiviydi, bilemedik.Çivi değil karşısına geçip karşı çıkmadan ölümü izleyen insanlardı, bilemedik. İnsanlar değil şir'di, şir değil yoksulluktu, yoksulluk değil yoksunluktu bilemedik. Çarmıhımda ölümümü bekliyorum gelmiyor. Ölemiyorum. Gidemiyorum. Susamıyorum. Vur beni.
Yaşıyorsun, yaşıyorum, yaşam kandırmaca. Yaşam bir avuç ölü toprağına sarınıp yoksunluğu beklemek. Gelmiyor. Ölemiyorum. Tekrarları sevmiyorum, tekrarları seviyorsun. Tekrar tekrar dönüyorum yoksunluğuma, bağışla beni, sözünsüz yapamıyorum. Sözünle de yapamıyorum. Geçmişime dön ve bırak beni. Geçmişine dön ve terk et hayatı, güneşli günler göreceğimize inanıp terk edilmemiş bir yazda buluşalım. Bul yolunu, neden bulmuyorsun!?
Midem bulanıyor çünkü insanım. Kaşlarım uzuyor, bıyıklarım onlar kadar gür değil neyse ki, insanım ve insana dair her şey kabul edilebilir. Neden mi özlüyorum, kara gün ışığım, işte bu yüzden. Dostluğunu özlüyorum, bir ömür garantisi. Rahatsız et beni, cevherimi çoğalt, anlam ver, yaşat, içine çek beni.
Öyle imkansızsın ki..
Öyle yalnızım ki. Öyle anlamsız ki hayatım hayatın hayatî gerçekliği içinde. Öylesine yakınım ki ucu bucağı görünmeyen yarlardan gözümü kırpmadan atlamaya, gerçekliğe tutuşturulmaya ihtiyacım var benim. Yanında yaşlanmaya ihtiyacım var, ama ona daha çok var... Sensiz burda seninle kurduğum hayatta, Taksim'de bir çift siyah ayakkabı için tartışan üç çocuk var, Galata'nın her evinde üflemeli bir çalgı var, viski bardaklarında susuzluk var, ölüm var, kitaplarda altı çizili cümleler var, elim ulaşmaya gidiyor, gözlerim düşüyor, yüreğim büzgün, yokluğun göçüyor içimden bir garip barut izi bırakarak ellerimde ve tek tek avlıyorum kuşlarını. Bağışla beni, yağmur sesimsin sen benim. Yüreklenemediğim anlamları gömüyorsun. Depremlerim kuşkucu, ve temsili aşkların savunmasını sende buluyorum. Bırak beni gideyim gözüm.
Bir çöl yangınısın ki söndürmekle erişilmez sonuna.
Bencilim sözlerim bitmiyor, zaten bitmeyecekti kalbi sızlatan acı. Yabani gül fidanı, ağabey, sarhoşluğum. Bendir vurduğunda aklımı alelade bir sis sarıyor.
Sesini konuşturuyorum bazı. Söylemiş gibi söylenmemişleri ve söylemezmiş gibi söylenemeyecekleri. Başımı nereye koysam orda oluyorsun. Nerede terlemişse emeğim orada. Ayrışıyorsak karşımda ve bekleşiyorsak yanımda. Nerde imkanlıysan ve nerde imkansızsan aslında. Bensiz ezgiler bulduğun ve şiirler yazdığın evrende, adını dinim belliyorum. Bağışla günlüğümden bir parçadır bu sayfalı boşlukta. Adresine ulaşmadan geri dönen ve aklımı örümcekleyen..Kolay değilse sevdalanmak, dönüşü olmayan mektuplar yüzünden.
Sakın, yalvarırım yazma bana. Kendimi ulaştırmak uğrunda bir garip ayak izi kalsın sözcüklerim ve kimse görmesin koynumdaki yarayı senden başka. Nefesine susuyorum. Paylaşıp varlığını ecnebi sığınaklara, yokluğunu da öldürüyorum.
Ne olur, yastığımsın, beni bahar hatırla...

3 Mart 2014 Pazartesi

Haydi tekrar başlayalım.
Gece doğurmaktan usanmayan bir filozof gibi. Ben de baş ucunda terini siliyorum. Acısını dindiremeden ve yanıbaşında kendime acılar yavrulayarak. Sorular parıltısız yıldız kümeleri gibi birbirini yüzlerce noktadan keserek öbekli. Cevapsa yaşamı kolaylaştırmak için uydurulmuş bir sözcük. Bir nevi kandırmaca. Tatmin arayışı. Bütünsel huzura erişmeye çalışıyor gece, değdiği her anı da bataklığına gömüyor bunu yaparken. Bilmek aydınlanmak değildir. Işık gecenin eksikliğidir sadece. Örtünememektir. Kandırılmaktır. Göz boyamasıdır. Duvar süsüdür. Yalanlara inanmaktır, hatta onları doğrulamak için bahane aramaktır. Çıplaklıktan korkmaktır. Algılayamamaktır. ve galiba mutlu olmak. Mutluluğun mutlak zirve olması ne garip ve ne acı. Yapay kokuyor oysa mutluluk. Kör ediyor. Sakinliği öldürüyor. Gürültü yapıyor. Farkına varamadan temizleniyorsun. Balıkların hızlanıyor ve belki de aç kalıyor güçsüzleri, engelleyemiyorsun. Toprağına tutunamıyorsun. Kayganlaşıyorsun ve aynılaşıyorsun. Üstelik ayırt edemiyorsun.
Yapışkan bir sızının nazlı kaşıntısı bu. Umursamaz ve güzelce rahatsız ediyor. Bölünmenin ilk evresinde seçenekler sunuyor ve ihtimali en yüksek olanı, aslında gerçekten onu istediğini fark ettiğini sanarak seçtiğini zannettiriyor. Gücün kolaya yetiyor ve gidiyorsun. Ben gecenin çocuğu olmak istiyorum.
Bir rüyaya yatıp kalp atışımı dinliyorum içeriden her gece ve her gece yeniden dolduruyorum boşalttığım denizleri. Girdaplar kuşatmasının arasında kalıp yalvarıyorum beni de alsın biri, biriniz beni de çeksin içine ve kara deliğimi benim için yaratsın. Ben güzel olmak istiyorum.
Boyumdan büyük hislere kalkışıyorum ve gözlerim de büyüyor. Sözlerle sarmalanıp yok olmak istiyorum. Ben sarhoş olmak istiyorum. Ben çok şey istiyorum ama gece beni garipsemiyor. Ben gecenin gözlerinde aç gözlü olamam çünkü gecenin gözleri yok. Gece beni büyütemez çünkü elleri okşamaya yok. Gece bana tuzak kurmaz. Gece benimle savaşmaz ve düşman olmaz. Ben geceyi kıskanmam çünkü ben geceyle ilişki kurmam. Çünkü geceyi ben yaratmadım, karanlığımı belki sadece. Ateş yakıyorum, duman çıkıyor. Bunun neresi normal?
Dürüst olmak gerekirse, dürüstlüğe inanmıyorum. Kelimeler riyakar, kullanılmış, öznesizce yüklü ve başka şansımız da yok.