18 Mart 2014 Salı

Günlük parcasi

Cocugum her ayrilikta imlasi bozulan ve bu sefer ayrilik ciceklerin sulanmadigi yerde baslamiyor. Cunku o ciceklerini cocugu gibi sever ve zaten kendisini ve gelecegini seviyor beni severken de. Bir seylerin öldugunun ve mumlanip anilara kaldirilmasi gerektiginin kendini icinde sorgusuzca ifsa ettigi bir zaman parcacigi bu. Öncekiler ve buyuk ihtimalle sonrakiler gibi; sonrakilerde öncekilere donup kendimi uzaklastirdigim gibi simdi, bu ana da geri gelip soyutlanacagim. Her seyin  bittigi ama birikimlendigi dogru olabilir mi? Ve bu soru aslinda hicbir seyin bitmedigini de sormuyor mu bir yandan? Ani ve anilari biriktiren özneyim ve yasanmisliklarin solgun hayali her seferinde daha agir geliyor. Törpuleniyor muyum yoksa aci cekmeye mi calisiyorum aslinda yarin 'gecmis' olacak hisler uzerinden? Bile bile neden ortak yan (aci) bulmaya calisiyorum her iliskide? Her seferinde. Her bitiste. Her kopusta. Her batista. Dagilista. Kalemimden burnuma yayilan derin nefes cabasinin yogunlugu neden hep huznu cagristiriyor bana? Neden hep baskalari yuzunden, icin, uzerinden agriyorum? Eksik miyim hayatta? Babasiz miyim? Freud'a inanmaya mi calisiyorum Acilara Tutunmak icin? Bunu sorguladigim icin bireyci mi oluyorum? Iliski kuramiyor muyum insanlarla? Cok insanca iliski kurdugumdan (uzulmek de iliskinin bir parcasi degil mi insanlikta? ) her sey 'normal' seyrinde ama farkli oldugumu hissetmek icin kendimi mi sorgulatiyorum kendime? Hepsinin her zaman soru olmasi cevapsizligimdan mi; yoksunlugumdan, kendimi dunyayi tanimayisimdan, toylugumdan, cocuklugumdan mi; insan miyim sadece deney masasina yatirilip ABC'si cikarilamayan? Ask gercekten iki kisilik mi? Sinir tanimaz mi gercekten? Yol, dil, yas, kultur tanimaz mi? Cikarsiz midir? Mesru cikar olabilir mi taraflar arasinda? Egoyla savasilabilir mi? Oyunlar oynanmali midir iliskide karsidakini mutlu edebilmek icin? Ya da mutsuz olmasini engelleyip yanimda kalmasini saglayabilmek icin? Yorulmaz miyim? Farkliliklar yipratmaz mi kabullenmeye calisirken? Ilkesizlik degil midir bu postmodern dunyanin dayattigi? Ugruna savasilan seyler icin fedakarlik yapmak gerekmez mi kendinden? [Bir kadin istiyorum yanimda, surekli baskalarini dusunen bir erkegin sungerliginden kurtulmus; yalnizca kendini ve zevklerini dusunen erkegin umarsizligindan uzak; erken bosalmasini kontrol edemeyecek kadar seks duskunu olmayan, kadinina kendinden az deger veren erkegin bencilliginden yoksun; ruhunu siirlerde dinlendiren huzunlu anlarinda ve gunesi ayaklariyle seven bir kadin. Bende ben gibi ama kendisi kalabilecek, paylasmaktan, itiraf etmekten, özur dilemekten cekinmeyen ve bunlari benden de bekleyen, gozleri asik, yuregi tum dunyaya acik bir kadin.]

Sarap icmek isterdim bu gece. Keske sarabim olsaydi. Sarap ne guzel olurdu bu gece, tadi damagimda.

Umursamamak ne kadar kolay aslinda, alternatif yaratabiliyorsak eger. Sarap icin konusmuyorum elbette batakliga gomdugum iliskimden bahsediyorum. Bir kadin hayali aklimda, yuzu ve nesnesi olmayan, vazgecebiliyorum 'istenmemenin' utancindan, benlik acisi yaratisindan. Ya da daha fazla kirilmamak icin bahaneler ve aykiri yollar yaratiyorum kendime ve tabi hayali teoriler. Belki de, O da, orada, alternatif yaratmistir bana, ya da yarattirmistir baska bir kadin. Belki de ayni kadindir o ruyalarima girenle. Cilginlar gibi kiskandigim ( guzelligini, anilarini, kulturel ve yasamsal yakinligini, yasadigi sehri paylasmasini ve onu benden daha iyi tanimasini ve taninmasini onun tarafindan ) kadindir belki beni oryantal bir kahve molasina sikistiran. Belki de apayri bir ten, yeni bir akil, soluktur aklindaki. Belki yalnizca kendisiyle olma fikridir. Bencilligi. Narsistligi. Beni her yonden kucuk gorusu, eksik bilisi, tamamlamasinin zorlugu, bendeki direnc, aldatmanin ve aldatilmanin catlagidir negatif bir analiz acisindan buyuk konusuldugunda.

Belki bir sigara molasidir ihtiyacim olan.
Saat iki. Uyumak istemiyorum ama uyumak istiyorum, unutarak, umut ederek, huzur icinde...

11 Mart 2014 Salı

Hilâl

İnceyse de göz alır
gözümde sarhoş bir kesik
kim saçımı güzel okşarsa
ona aşık olacağım
Malulen

Uzamsız bir devinimde salındım,
geldim
tahminen
avcum göğe düştü
dipsiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiz
kırıldım
sehven.

Dahilen işaretlendim
kumsuz bir çöl
topraksız çınar
kuruyorum
kelâm-ı lâl

Üzüm gördüm
ezildim
müphem gururda malaz
sürüldüm
kâmilen

Silkelendim döküldüm
ıssız düşüp durul'dum
tercihen

Temsili firari yosma
haricen

Tahsilen.

10 Mart 2014 Pazartesi

mektup

Bu bitmemiş bir mektuptur.
Biliyorum okuyorsun. Okuyan gözlerine özlem çalmak için diziyorum sözlerimi. Bizden geriye kalanları savurmak için çöle, bizden geriye ne kaldıysa...
Adını yazıyorum, ilk aşıklar öyle yaparmış. Şaraba tadını verdim, hiç bilmedim ki. Bu gece, varlığım açık oynuyorum. Sana perçinlediğim ben, benden koptukça senden de gidecek. Kaybolmaksa ardı ardına üfürdüğüm küllerim, bağışla, soluğumu kaybettim. Tükür sessizliğime, taşıyamıyorum. Adın, orucum.
Parmağıma taktığım bir yüzüktür sensizlik ve artık gusulumde dahi terk edemiyorum. Eksiğim, yoksulum, hissizim, kayboldum, gözlerime yüklediğim bir kağnının çektiği acıları sunuyorum, elimden bundan ötesi gelmiyor. Bağışla, yalnızlığına susuyorum.
Hayat kararlar düzleminde seksek oynayan bir çocuğun taşına denk gelen sayıyı sevmesine ve tek ayağı noksan secde etmesine göz yumuyor. Hayatı elimle çizebilmeme güveniyorum hala. Çocuğum, ikimiz de biliyoruz ve çocukluğum seni de küçültüyor. Bağışla, çok yanlışlı bir odanın ardı ardına açılan kapılarını örtmeye çalışıyorum hala ama bir kerenin alışmışlığı geçit vermiyor açık tuttuğum kapılara. Ben hala açık kapılarla uyuyorum soluğunu duyayım için ama çöl bu, rüzgarı bol, gecesi soğuk, güneşi kavuruyor gündüzlerimi ve ben suyu tanımlanamamış bir okyanusun zenginliğinde nefes almaya çabalıyorum. Ciğerlerim nefes arıyor. Direniyorum. Direnemiyorum...
İsa'yı öldüren çarmıh değil çiviydi, bilemedik.Çivi değil karşısına geçip karşı çıkmadan ölümü izleyen insanlardı, bilemedik. İnsanlar değil şir'di, şir değil yoksulluktu, yoksulluk değil yoksunluktu bilemedik. Çarmıhımda ölümümü bekliyorum gelmiyor. Ölemiyorum. Gidemiyorum. Susamıyorum. Vur beni.
Yaşıyorsun, yaşıyorum, yaşam kandırmaca. Yaşam bir avuç ölü toprağına sarınıp yoksunluğu beklemek. Gelmiyor. Ölemiyorum. Tekrarları sevmiyorum, tekrarları seviyorsun. Tekrar tekrar dönüyorum yoksunluğuma, bağışla beni, sözünsüz yapamıyorum. Sözünle de yapamıyorum. Geçmişime dön ve bırak beni. Geçmişine dön ve terk et hayatı, güneşli günler göreceğimize inanıp terk edilmemiş bir yazda buluşalım. Bul yolunu, neden bulmuyorsun!?
Midem bulanıyor çünkü insanım. Kaşlarım uzuyor, bıyıklarım onlar kadar gür değil neyse ki, insanım ve insana dair her şey kabul edilebilir. Neden mi özlüyorum, kara gün ışığım, işte bu yüzden. Dostluğunu özlüyorum, bir ömür garantisi. Rahatsız et beni, cevherimi çoğalt, anlam ver, yaşat, içine çek beni.
Öyle imkansızsın ki..
Öyle yalnızım ki. Öyle anlamsız ki hayatım hayatın hayatî gerçekliği içinde. Öylesine yakınım ki ucu bucağı görünmeyen yarlardan gözümü kırpmadan atlamaya, gerçekliğe tutuşturulmaya ihtiyacım var benim. Yanında yaşlanmaya ihtiyacım var, ama ona daha çok var... Sensiz burda seninle kurduğum hayatta, Taksim'de bir çift siyah ayakkabı için tartışan üç çocuk var, Galata'nın her evinde üflemeli bir çalgı var, viski bardaklarında susuzluk var, ölüm var, kitaplarda altı çizili cümleler var, elim ulaşmaya gidiyor, gözlerim düşüyor, yüreğim büzgün, yokluğun göçüyor içimden bir garip barut izi bırakarak ellerimde ve tek tek avlıyorum kuşlarını. Bağışla beni, yağmur sesimsin sen benim. Yüreklenemediğim anlamları gömüyorsun. Depremlerim kuşkucu, ve temsili aşkların savunmasını sende buluyorum. Bırak beni gideyim gözüm.
Bir çöl yangınısın ki söndürmekle erişilmez sonuna.
Bencilim sözlerim bitmiyor, zaten bitmeyecekti kalbi sızlatan acı. Yabani gül fidanı, ağabey, sarhoşluğum. Bendir vurduğunda aklımı alelade bir sis sarıyor.
Sesini konuşturuyorum bazı. Söylemiş gibi söylenmemişleri ve söylemezmiş gibi söylenemeyecekleri. Başımı nereye koysam orda oluyorsun. Nerede terlemişse emeğim orada. Ayrışıyorsak karşımda ve bekleşiyorsak yanımda. Nerde imkanlıysan ve nerde imkansızsan aslında. Bensiz ezgiler bulduğun ve şiirler yazdığın evrende, adını dinim belliyorum. Bağışla günlüğümden bir parçadır bu sayfalı boşlukta. Adresine ulaşmadan geri dönen ve aklımı örümcekleyen..Kolay değilse sevdalanmak, dönüşü olmayan mektuplar yüzünden.
Sakın, yalvarırım yazma bana. Kendimi ulaştırmak uğrunda bir garip ayak izi kalsın sözcüklerim ve kimse görmesin koynumdaki yarayı senden başka. Nefesine susuyorum. Paylaşıp varlığını ecnebi sığınaklara, yokluğunu da öldürüyorum.
Ne olur, yastığımsın, beni bahar hatırla...

3 Mart 2014 Pazartesi

Haydi tekrar başlayalım.
Gece doğurmaktan usanmayan bir filozof gibi. Ben de baş ucunda terini siliyorum. Acısını dindiremeden ve yanıbaşında kendime acılar yavrulayarak. Sorular parıltısız yıldız kümeleri gibi birbirini yüzlerce noktadan keserek öbekli. Cevapsa yaşamı kolaylaştırmak için uydurulmuş bir sözcük. Bir nevi kandırmaca. Tatmin arayışı. Bütünsel huzura erişmeye çalışıyor gece, değdiği her anı da bataklığına gömüyor bunu yaparken. Bilmek aydınlanmak değildir. Işık gecenin eksikliğidir sadece. Örtünememektir. Kandırılmaktır. Göz boyamasıdır. Duvar süsüdür. Yalanlara inanmaktır, hatta onları doğrulamak için bahane aramaktır. Çıplaklıktan korkmaktır. Algılayamamaktır. ve galiba mutlu olmak. Mutluluğun mutlak zirve olması ne garip ve ne acı. Yapay kokuyor oysa mutluluk. Kör ediyor. Sakinliği öldürüyor. Gürültü yapıyor. Farkına varamadan temizleniyorsun. Balıkların hızlanıyor ve belki de aç kalıyor güçsüzleri, engelleyemiyorsun. Toprağına tutunamıyorsun. Kayganlaşıyorsun ve aynılaşıyorsun. Üstelik ayırt edemiyorsun.
Yapışkan bir sızının nazlı kaşıntısı bu. Umursamaz ve güzelce rahatsız ediyor. Bölünmenin ilk evresinde seçenekler sunuyor ve ihtimali en yüksek olanı, aslında gerçekten onu istediğini fark ettiğini sanarak seçtiğini zannettiriyor. Gücün kolaya yetiyor ve gidiyorsun. Ben gecenin çocuğu olmak istiyorum.
Bir rüyaya yatıp kalp atışımı dinliyorum içeriden her gece ve her gece yeniden dolduruyorum boşalttığım denizleri. Girdaplar kuşatmasının arasında kalıp yalvarıyorum beni de alsın biri, biriniz beni de çeksin içine ve kara deliğimi benim için yaratsın. Ben güzel olmak istiyorum.
Boyumdan büyük hislere kalkışıyorum ve gözlerim de büyüyor. Sözlerle sarmalanıp yok olmak istiyorum. Ben sarhoş olmak istiyorum. Ben çok şey istiyorum ama gece beni garipsemiyor. Ben gecenin gözlerinde aç gözlü olamam çünkü gecenin gözleri yok. Gece beni büyütemez çünkü elleri okşamaya yok. Gece bana tuzak kurmaz. Gece benimle savaşmaz ve düşman olmaz. Ben geceyi kıskanmam çünkü ben geceyle ilişki kurmam. Çünkü geceyi ben yaratmadım, karanlığımı belki sadece. Ateş yakıyorum, duman çıkıyor. Bunun neresi normal?
Dürüst olmak gerekirse, dürüstlüğe inanmıyorum. Kelimeler riyakar, kullanılmış, öznesizce yüklü ve başka şansımız da yok.