2 Ağustos 2019 Cuma

seken kursun #x

devlet komisyonu sinir ticaretini mesru kilar
bos depo gidip cok tehditle donenin emek vergisi
tehcir etmenin sessiz lugatinda goz ardi edilmesi
topragin altini cizmekle yetinmez
Roboski'yi mezara, Vedat Ekinci'yi kefene döndürür

"bir tane merminin bedelini biliyor musun sen" demisti Baskan
14 yasinda mi ogrenilmeliydi?

7 Temmuz 2019 Pazar

Yillardir sadece kelimelerde gorustugum bir arkadasim "bloguna da yazmiyorsun" dedi. Bu alanin bir iletisim araci (da) olmasi garip hissettiriyor. 

Cok fazla okuyanim oldugunu sanmiyorum, genel bi "reader-gaze" baskisini tam anlamiyla yasamiyorum bu yuzden. Hitap ettigim kitleyi goz onunde bulundurmam gerekmiyor mesela. Yazi kariyerime dair buyuk hayallerim de olmadigi icin mustakbel okuyucularima dair fikir de olusturmamisim. Ara sira goz attigini bildigim 2-3 arkadasimi saymazsak (zamaniniz icin tesekkurler), sozlerimi ilettigim kimse yok anlayacaginiz. 

Bu durumun nelere yol acabilecegini dusundum elbet simdiye kadar. Basibosluk ; friend-gaze ; bi tur otizm ; hayal disa vurumu;  ya da fransizca blog'umda deneyimlemeye calistigim gibi psisik dunyanin toplumsallasmasi... kimbilir baska neler?

Hepsinden biraz var aslinda. 
Basibosluk, cunku planlayip da gelmiyorum buraya. Yazma disiplinim yok. "Nasil yazar olunur?" tarzi kitaplarin siddetle onerdigi gibi her gun birkac sayfa yazmaya, siirlerimi duzeltmeye filan ugrasmiyorum. Bazen gunler, bazen aylar geciyor. Arzu kendini belli edince acabiliyorum ancak blog penceresini. Bir seyler disari cikmak istiyor, tutamiyorum, kafamin icinde sekil alamadiklarindan sozcuklerde seylesmeye ihtiyac duyuyorlar. Ben de saliveriyorum. 
Nisan 2019 mesela, annemin Istanbul'daki evimde ilk defa kaldigi o kisa birkac gunun birinde, sarap iciyorduk, o dizi izliyordu, ben yazmak istiyordum. "Geldim" demem gerekiyordu. Buradayim, sozumde.
Ya da Haziran (3) 2016. Nice'teki ilk evimde (lanetli studyoyu saymak istemiyorum), o zor nefes alinan yer altinda, yaz sicaginin beynimi kafatasima yapistirdigi gecelerden birinde, elimden yazmaktan baska bir sey gelmiyordu, aklima nefes aldirabilmek icin. 

Friend-gaze, cunku arkadaslarimin bakislarinin buraya dusecegini tahmin etmek bi nevi toparlayici bi rol oynuyor. Tahmin edilebilecegi gibi muthis seyler yazan insanlar : oyku, feminist deneme, toplumsal hafizaya kazinmasi gereken ama unutturulmaya calisilan veya "hizlandirilmis topluma" (accélération) yenik dusen olaylarin hatirlatmalari, tekrar tekrar okutturan siirler... cok degerli seyler yani. Onlarinki kadar iyi olamasa da yazdiklarim, en azindan seviyelerini tutturmaliyim diyorum yazarken. Ne kadar basarabildigimse muallakta. 
Toplumsal icerikli yazilarimin hepsi buraya bir ornektir sanirim. Olmayanlar da onlara isyan edisimdir. "Ne var yani, burasi benim alanim sonucta" diyerek kendimi rahatlatisimdir. Edebi ve dilsel panoptikon yaratmanin yaninda, bir nevi vicdan olusturuyor olabilirler son raddede ama baskida hissetmiyorum neyse ki. Hissediyor muyum yoksa? Yazinin basinda bahsettigim arkadasim gectigimiz gunlerde blog'a dair yazisirken "orada da rahat degilmissin gibi" demisti. Belki bahsettigi rahatsizlik budur.... 

Otizmin bir turu, cunku kendi icime gonderdigim laflar bunlar. Benden cikip yine bana gelen, bana kendimi anlatabilmek icin ben'in olusturdugu cumleler. Yazdigim bazi seyler yazdiklarimi okumadigini ve asla okumayacagini bildigim insanlar icin yazildilar. Hatta bazilari, tanimaya pek firsatimin olmadigi ama kendi icimde cok buyuk yer ayirdigim, beraber zaman gecirmeden eslestigim, paylasmadan sevdigim platonik iliskilerin kahramanlarina ithaf edildiler. Beni taniyanlarin bile anlamadigina, tam anlamiyla anlayamayacagina emin oldugum (bu pek de ideal olmayan ideal'e ne zaman ulasilabiliyorsa artik) metinler...
Temmuz (3) 2014 mesela ya da "Cozulme" Haziran 2015. 
2012 yilinin eylul ayina kadar yazilmis hemen her siir o zamanlar asik oldugum cografya ogretmenime yazildilar mesela (bosuna degil toprak kokmalari). O bihaber...

Hayal disa vurumu, cunku imgelestirmeye calistigim gosterilen'in (signifié) gercek-disiyla bagi cok kuvvetli. Sonuc olarak, bahsettigim tek tarafli iliskiler hayallerimden doguyorlar, arzularim, korkularim, atesli davalarim, oksadigim bedenlerin hatirasi, hatta bazen ruyalarim soz oluyorlar bu alanda. 
Sylvia'lar mesela, her ne kadar zaman ilerledikce dizginleri ele alip amaclarini donusturseler de hayalden kopup tasmis yazilar. 
"Oteki dunya 1" Temmuz 2015 gercekten bir ruya ertesi yazisi. Fransizca blogumda siire donustu sonradan.

Psisik dunyamin toplumsallasmasiysa Fransa'da kendini gosteren bi surecin urunu. "Nomencollectivum" Mayis 2017, bu surecin giris metni tadindaki (orijinalini fransizca yazmistim) bir ceviri aslinda. Sylvia'lar bu surec icerisinde yonetimi cogulculastirmaya karar vererek otistik alanima köy insa ettiler. Bruce'un islevi degisti mesela, hayali kurban (bouc émissaire) olmaktan kurtulup kendine muzdarip (ve Sylvia'ya asik) bir insana donustu, yeni kimlikler soz almaktan cekinmemeye basladilar. Sylvia'nin kendisiyse "yazan" olan ben'in dostu haline geldi, ben'in ikincisi olarak (dédoublement) degilse de ben'in kendini ifade edislerinden bir cesidinin aynasi olarak. Degerli bi deneyimdi bu, ama bir turlu Turkçe'ye cagiramiyorum onlari, ben yazan olarak dönmüs olsam dahi. Belki de nasil hissettiklerini sormanin zamaninin gelisidir bu gece beni buraya cagiran. 

Zira "donmek" cok kolay soylerken. Ozledigim bir seyler vardi, kavusmak istedigim, aradigim ama baska memleketlerin dilinde, sozunde, tanistiklarimin gozunde bulamadigim. Belki de buldugum seyleri sindiremeyisimdendir bu tanidiga ozlem. Aranani degil sunulani buldugum icin... Sunulanin aradigim gibi olmasi icin cabalayip beceremedigim icin... 4bucuk yilin sonunda bi kalp agrisina yenik dustugumu kabul edemedigim icin... Artik kendime guvenemedigim icin... 

Sylvia, Bruce, Ellie, Jules, Ömur, Alice ve digerleri hazir oldugunuzda nasil hissettiginizi konusalim mi? Sarap degilse de rakimiz var artik.
Son kadehimi masaya siz ve okuyan arkadaslarim icin vuruyorum bu gece. 
Sagliginiza dostlar. 




12 Mayıs 2019 Pazar

Dibimize dari ekilmeyecek

Agiz yer, yuz utanir
Ekmegini bolusmenin de kurallari vardir :

Fifi'ye verilmemelidir mesela
mamasindan baska yerse midesini bozuyor.

Karabas, ne bulursa goturenlerden
sokagi da iyi bilir, rahat olabilirsiniz.

Boncuk secicidir, etten baska as bilmez
(kasabin enigi diye adi cikti diyorlar).

Herkul bir baska cesit, herkesin elinden yemez
once basini oksayip helallik almaniz gerekir
yine de yediremezseniz merak etmeyin
Ramazan ayindayiz, niyetlidir.

Zeyna'ya yanasmazsaniz sizin icin daha iyi
manavin onundeki kaldirim cukurunu tabagi bellemistir
ortalik sakinken bir seyler birakabilirsiniz, kendisi sececektir.

Karakiz aclik grevinde, ne yapsak yediremiyoruz
gecen hafta Yoldas'i zehirlediler, toparlanamiyor.

Barnie'yi Fransizin biri birakmis, sadece organik cig sebze yiyor
manav Hakki sag olsun pek dert etmiyor
Zeyna ile ahbap olmuslar da bazen fransizca havliyorlar
korkuyoruz, yakinda ekmegi kanlarina dograyacak Yoldas'a bilenenler.

Tarçin kazadan beri cok hircinlasti
bir bacagi tutmadigindan terzinin sokagindan pek ayrilmiyor
digerleri hirpaliyormus da biraz
evvelsi gun Tazi'yi kemigini calarken goren olmus
tok evin ac kopegi, Nevzat Bey de hic ilgilenmiyor.

Asil dikkat etmeniz gereken Reis'tir
mesela lokantada tabaginiza goz dikip, vermezseniz saldirabilir
evinize kadar takip edip kapiniza iseyebilir
hicbir sey yapmayacaksa da ayaginiza dolanabilir
firindan cikarken yakalanirsaniz ekmeginizden edilebilirsiniz
bilahare ayvanizi bile yiyebilir
hatta ortamin havasina bakarsak
tam da su siralar sofrada olabilir.

9 Mayıs 2019 Perşembe

Ne ola ki beklemekten korktugundan camin kapali uyudugun,
nefes darligi.
Anlik bir hissin actigi kucagi baskalarini dusunerek otelemek,
hapishane.
Kendine inanmasan da his aldatandir ve de ta kendisidir hayatin,
boluk porcuk.
"Beni anlamayacaklarindan anlanacak bir ben olmasa gerek" denir,
goz bagi.
Kosmak istesen ayagin yetmez durayim desen karabasanlar,
faiziyle.
Kurtulusun umudunu faili olabildigin resimlerde ararsin ellerin ceplerinde,
belki birgun.
Cahilligin dudak kivrimi kelepcen olur, koklenirsin, kuyudur, okyanustur,
bogdurmaz.
Tavsansiz sapkalardan cikayim desen, degnek birinin sacina toka,
bas kel.
Taklit etmek yalan, edememek kaybolus, asili kalip arayi bulup,
dusmek dert.
Kildan tuyden incelen islerin perde arkasindan bir ses saplanir,
talepsiz.

Parmak olcer eksik kalir arabeskle tamamlanir :
Saydim gunu bulunmadi
Kaybim adam sanilmadi
Beden yorgun, taninmadi
Kimdi,
vurdum,
duyulmadi.

12 Nisan 2019 Cuma

Kimokur neler yazdirdi bu his. Kavusulan bu his. Merhaba his, saraba bi sen yakismiyorsun ama sen cok yakisiyorsun.
Onemli seyler soyleyecegimi dusunmuyorum bu gece. Duyulanlarin ya da okunanlarin onemli oldugunu dusunmesini istedigim insanlari da dusunmuyorum. Kendimi dusunuyorum. Sarabin yumusattigi kicimin ustunde, dusen bakislarimin altinda, cok duvar gerisinde, bazi duygularin otesinde, sonucunda ve sayesinde buradayim, sozumde, yanlissa da bu istasyon*. Biriktirdigim birkac siir kitabinin ortasinda cikmaya calisan sozcuklere izin verememenin rahatsizligini yasiyorum. Belki cikacak soz yoktur diye dusunmekten korkuyorum, insan dusuncesinden nasil korkar? Neden korkar? Bunlari korkarak dusunmek istemiyorum.
Haksizlik etmemeli. Dondugumden beri korkularim azaldi sanki. Dissociation**'u fark etmeden yasamaktan korkuyordum mesela. Olu bedeni, sakladigi tum diger kayip gondergeleri*** yok sayarak tuketiyorum bir aydir. Umrumda degil cizgisini oyle yukselttim ki kalbimin sarildigi kadini bacagimi actigim adamin gogsunde aglayarak akitabiliyorum. Olmadigim insan olmaya calistigimin fark edilmesinden korkarak erkeklesirdim, ne demekse bu, cok sey demek aslinda ama anlasilmamasini bile umursayamiyorum su siralar.
Cok kucuk adimlar atmak istiyorum. Okulum, isim ve evim arasinda dusunmeye yetecek yurume mesafesi bile yok. Train train quotidien 'den korkardim, ayak yoluna dustum. Anlasilmiyor olmaktan korkardim, anlatma derdinden sogudum. Diyemezdim, demez oldum. Daha 2 ayim dolmadi, yurek doldu, buraya tasti. Sizin ne dusundugunuzu birakin da dusunmeyeyim.
Bazi yaralar tuttugu kabuklar soyuluyor mu diye bakildiginda yeniden kaniyormus. Soylenmek istenenler dinleyenlerin anlayabilecegi sekle sokula sokula epriyor, ama eskimiyormus. Dil bilemese de, dokemese de, kaydediyormus. Teknoloji caginin cocuklari olan bizler, biz demenin goreceli cok guzelligini anlayamiyormusuz. Batiya baka baka, tusuyle kakasiyla ona benziyormusuz. Benzedigimizi dusundugumuz seyin var olduguna inana inana yaratiyormusuz da onu. Sonrasi allah kerim diyormusuz, aman neyse diyormusuz. Ben simdi boyle diyorum ama aslinda hicbir sey demiyorum cunku icerlerde bir yerlerde, umursayamiyorum. Yasam bir sekilde gececekse aci cekenin yamacinda gecsin ama ben cekmeyeyim diyorum. Cok zormus aci cekmek, uzak olmak, yabanci olmak, baska olmak, oteki olmak ve oldugunu bilerek olmamaya calismak. Felsefe meger bilememe sevgisiymis.
Nasil uyuyorsunuz sokaklarda? Nasil atlatiyorsunuz tecavuzlerinizi? Nasil sineye cekiyorsunuz asagilanmayi, hor gorulmeyi, onemsenmemeyi, insan degilmissiniz gibi davranilmayi ? Nasil yasiyorsunuz ayriliklarinizi, olumlerinizi, kayiplarinizi, hastaliklarinizi? Nasil para istiyorsunuz yabancidan en yabanci halinizle, en yabanci sizmis gibi davranilirken? Birbirini mi dengeliyor bu yasantilar? Siz de mi umursamiyorsunuz? Siz de mi yok sayiyorsunuz? Sizin dissociation'unuz bizim yarattigimiz bolunmusluklerin sonucuyken, sizinki hayatta kalma stratejisine nasil donusuyor? Benim biz dedigim de kim oluyor? Ben dedigim neyin nesi? Yolda duzulen kervan misali... Peki geri nasil donuluyor?
Oh be! demek... Ben bu melankolinin cocuguymusum. Ben bu sorularin, bu sucluluk duygusunun, bu elden gelmemenin, bu bilinemeyenlerin, bilinmedigi zannedilerek kendini rahatlatmalarin, geceleri yorganlara sarilarak omuz agrilariyla uyanarak cenin uyuyanlarin soyuymusum. Kalkisilip bitirilemeyenlerin, mercekte bakilip gidilemeyenlerin, ince dusunulup yapilamayanlarin, sevip de dokunamayanlarin havaninda dovulmus, harmaninda kavrulmusum. Kendi ismi verilen bir sey olduguna inandigi kimligi bulamamanin acisiyla -belki- bir seylere benzeyenlerdenmisim. Cok iyi degilmisim, hic iyi degilmisim, biriymisim ve cisimlestigim, cisimlestirildigim bu bedenin icindeki sahsiyeti ikicil ayrimlari reddederek var etmeye calisiyormusum. Eyvallah.
Sen'i aradigimi zannediyordum bir yerlerde. Ben'in asilamayacagi dusuncesine tahammulum artmisti. Sizden bize giden yolun senden gectigini dusunuyordum. Hala dusunuyorum gerci ama sen de sekil degistirmis gibisin. Bu yazinin seninin aslinda bir ben oldugunu ve benim bu ben'in okuyus anini bilmedigimin farkinda misin? Asmaya calistigim bu uzakliklarin berisinde seni ozlemeyi isterdim, bunu hayal edebilir misin? Umursamazligimin bir parcasi olmaya tahammul edebilir misin? Dokunulmak istiyorum aslinda, cok cocuk bir arzu bu. Kendimi dusundugumu zannederken, kim oldugunu dusunuyor bulusum kendimi peki... Bu beni kahrediyor ama ayni zamanda en kadin andir bu. Anlayabiliyor musun?

Gaiaya donseydik bir gogumuz olabilirdi bizim de****. Duragimiz var yine de. Bekleyebiliyoruz. Sabir tukendiginde bilahare munferit bekleyislerde ayakta kalabiliriz. Yer verebiliriz.
Bu kavli kendime isteyebiliyorken henuz, bari vereyim gitsin.



*Ahmet Telli, Buradayim Sozumde, Cocuksun Sen, Everest, 2004, p.16
**http://www.palim-psao.fr/
***Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikasi, Ayrinti Yayinlari, 2010, p. 100
****Didem Gulcin Erdem, Ayin : el avlusu X, Olmayanim Icinizde, Everest, 2012, p.21

4 Ağustos 2017 Cuma

Evren

Dizlerimde gecmis dususlerin yaralari acilmaya basladi. Pesinden kostugum yaban arisinin ignesini biraktigi insanin can acisi bana yeni yetisiyor olmali. Cocuktum. Sukunet ihtiyacima comak sokmasini hazmedememis, cussesizliginden bihaber kalkistigi gurultulu eylemin gerektirdigi cesareti barindirabilmesine hayran kalmistim. Fakat amaci sonucum, eylemi sebebim degildi. Her insanin kendini kaybedebilmek icin tutundugu bahaneler vardir ama evren kendi kaosunda sekillendirdigi anlik ahenk durumlarinda karsilasabilen ve birbirini taniyabilen canlilari nedenselliklerinde barindirir. Yaban arisiyla iliskim de boyle basladi. 

Sanilanin aksine, yaban arisi soktugu ilk canlida ignesini birakip doganin insan-bilinci-disi devinimine karismaz. Etcil oburlugu, ignesini zerk ettigi avini felc birakip, avcik nefes alirken afiyetle midesine indirmesine sebep olur. Eskiyadir, hayduttur, canini kurtarmak icin can almaktan içtinap etmez. Hacminden buyuk saldirgani curutur. Lakin kendi avcisinin sinsiligini aksettirebilmesinin, disaridan olmek gibi gozuken eylemsizlige gecistense yasamayi secmesinin bir getirisidir bu. Baska secenegi de yoktur, cunku yaban arilarina olasilik dersi verilmez; katillige kosullandirilamaz ve intihar eylemleri planlayamazlar. 

Gelgelelim evren-bilinci, neticesiyle es zamanli var olabilen bir yayilmacidir ve hayvanlar alemine tumden gelir. Sukunetime hic hesapta yokken balyoz vurmasinin kalbime dusurdugu toz toprak ayagimin altinda geriye cekildiginde ve beni ucusunda tokezlememis yaban arisinin pesinden kosmaya itelediginde evrenin kendi kaosunda sekillendirdigi anlik bir ahenkle birbirimize baglanmis bulunduk. Durmuslugumu bozdugu icin benden, durmuslugumu bozmuslugunu fark ettirdigim icin kendisinden utanmis olmali ki igneyi ne kendisine ne bana, can acisi dizlerime yeni inen bi adem-havva evladina batirmaya gitti. Yani hayatindan bir sokum daha eksilmesine sebep olmama sebep olmus gorundugu ama sukunet arayisimdan habersiz oldugu icin masum kalan yaban arisi, dogaclama goturdugu intihar hedefine bir kanat daha yaklasmis oldu. Dogaclama goturdugum intihar hedefimin planlanmamis bu basarisizligi yasamin her mili-salisesinde reset atilan bir olasilik hesabindan bir secenek azaltarak olene kadar gecirmem gereken surenin bir degil bircok an kisalmasina sebep oldu. Bakis acinizi yeniden konumlandirabilirseniz kisalan zamanin integrali evreni verecektir.

Uzun lafin kisasi, hepimizin hikayesi ayni ama tum arilar yabani, her enik savruk degildir. Bazilari evrenin dış-sız ahenginde kendilerini baska bazilarina okutabilir .

5 Haziran 2017 Pazartesi

Chalvagne anilari 1

Bir deneyim, bir yolculuk, bir paylasim, ani anda yasamak.

Atesin etrafindayiz, kendimi bas koseye konumlanmis hissediyorum. Ucgenimiz uc tane dortgen haliyla ates cemberini cevreliyor. Birinde iki kisi, birinde bir kisi, bir arada zaman zaman butunlestigimi dusundugum biri, ve bir ben.

 Karavanin yaninda ozenle ayrilmis yoldan gecip caliliklarin arasindaki siginaga variyorum. Herkes coktan yerini almis ve alanimi benim icin secmis. Sukran duyuyorum cunku istemsiz temas zorunlulugunu ortadan kaldiryor konumlanacagim yer. Ardimda nehrin sesi, onumde kivilcimlar. 

Asimizi pisiriyoruz. Guvenin anaç kosullanmasi: karnimizi ates doyuruyor. Sohbet ederken kendimizi birbirimize ve atese bagliyoruz. Hicbir sey zorunlu degil ve hicbir zorunluluk kendini israrla asilamiyor. Insanligimizin bilincinde ve kabulunde ondan otesini sezinliyoruz. Biz beraber yasiyoruz.

Hava karariyor. Ates farkli dallarla yanan ayni ates ama isigi bir baska parliyor. Hipnotize olmus hissediyorum, ona yaklasmak, dokunmak, harmonize olmak ve dansina es olmak istiyorum. Ona guven vermem gerekiyor. Ritmini kabul ediyorum. Var olma halim onu zorunda birakmasin.

Dua etmek istiyorlar, dualarini bilmiyorum, ben hicbir duayi dilimden soylemedim. Heyecanlarina ortak oluyorum, Haydi! Muzik aciyorlar, kulagima muzik olan ses oyunlari… muzik dedigimde aliniyorlar. Dua diyorum, nasil bir dua bu? Eslik ediyorlar, sozlerini anlamiyorum. Surekli tekrar ediyorlar, ates onlarin tarafinda gibi, guveniyorum. Kendimi ona birakiyorum, titresimlerine kapiliyorum. Ses tellerimi onlarla ayarliyorum, ses tellerimle dinliyorum. Katilmak istiyorlar, tekrar ediyorum. Once melodiyi ogreniyorum, sonra ses hareketlerini, sonra heceleri ve titresimlerine alistigimda kendimi birakiyorum. Hatalarim onemli degil, surekli tekrar ediyoruz, istedigim kadar yanilabilirim, denemenin bir parcasi bu ve ogreniyorum. En douceur

Ates cabaladigimi ve en cok da onun icin cabaladigimi seziyor, sezdigini sezdiriyor. Hicbir sey araç olmasin, sicagi yuzumu yaliyor, dumanini solumaktan rahatsiz olup kenara kayiyorum. Ondan kactigimi fark ediyorum. Senden korkmuyorum ates, rahatsiz olmak anlamamaktir ve ben seni anlamak istiyorum. Yerime geri donup bir lotus oluyorum. Yuzumu yalayabilirsin, seni soluyabilirim. Dansina katilmak istiyorum. Ellerim ona yaklasiyor. Avuc iclerim duama katilip atesin hareketleriyle ritimleniyor. Benimle ates arasindaki en yogun enerji akisi buradan geciyor. Iste birbirimizi anlamaya basliyoruz, kimse yanmak veya yakmak zorunda degil. Varligimi onunkiyle butunluyorum. Arkamizda nehrin sesi... bizimle, arzulu ve durgun. Nehir ne istedigini biliyor ve kendi yolunu ciziyor. Nehir ihtiyac duymaz, ama olur, ates olumsuzdur, o zamanla oynar. Ben onlari dinlerken kendimi duyarim. Ben onlara degerken kendimle sevisirim. Ben onlari izlerken kendimi yansitirim. Ruzgar tenimizde, avcum sonmekte olan atese donuk, butunlestigim her sesle basimi sukranla varligin dizlerine egiyorum.
 Amin.