15 Şubat 2025 Cumartesi

P°32 - Alice'in mektubuna cevap

Sevgili Alice, 
Mektubunu okumak beni tahmin ettiğinden daha mutlu etti. Ne kadar büyümüşsün! Olgunlaşan düşünce akışına hayran kaldığımı söylersem yağ çekiyor gibi görünmem değil mi? Ya da klasik teyze muhabbetlerine girdiğimi düşünmezsin? Seni bıraktığım yerden, vardığın noktaya kadar başından geçen ve içinden geçtiğin yolculuğa eşlik edemediğimi fark etmek beni büyük bir pişmanlık içinde bıraktı. Geç kalmış sayılmam değil mi? 

Sorduğun tüm bu soruların, hayatı kendi akışında yaşamanın önüne geçtiğini düşünüyor olmalısın. Belli ki benden yalnızca yalnız kurt genini değil, kaygı penceresini de miras edinmişsin. Sana güzellikler hediye etmek isterdim ama büyümek, bulutlara sarılı yaşamayı değil, yağmurlarda ıslanmayı ve hatta salya sümük yataklarda yatmayı gerektiriyor! Beni kaygılarına ortak ettiğin için teşekkür ederim. 

Kendine yalan söyleme konusuna gelince, bence yazmak, kendine ayna tutmaktır. Sen de kendi aynanda kendi hislerine tüm çıplaklığıyla bakabiliyor gibisin. Biraz felsefeden geçerek bunu açmaya çalışayım:  Aristoteles mantığının çelişmezlik ilkesine göre çelişen iki önerme aynı anda doğru olamaz. Gerçekten de aklımız çelişen iki düşünceyi aynı anda doğru kabul etmekte zorlanır. Örneğin, "mandalina turuncudur" ve "mandalina turuncu değildir" cümlelerinin ikisi de aynı anda doğru olamaz. Hangi önermenin doğru olduğunu anlamak için elindeki mandalinaya bakman yeterlidir. Yalnızca gerçekliğe, yani mandalinanın sahip olduğu özelliğe tekabül eden önermen doğru olacaktır. Fakat Aristoteles mantığı üzerinden çok sular aktı. Bu ilkeye karşı örnek olarak matematik dersinde gördüğünüz mutlak değer kavramını düşünebilirsin. Mutlak değer içerisindeki sayı hem eksi hem de artı olarak dışarı çıkabiliyor değil mi? Ya da karesi alınmış bir x sayısı hem pozitif hem de negatif olabiliyor. Hisler de biraz böyledir. Çelişkili olduğunu düşündüğün hisleri aynı anda barındırdığını kabullenmen gerekir. Üstelik Nadine'e küsmeyip, hele bir de ona kırıldığın noktayı ifade edip, onunla kurduğun arkadaşlığı devam ettiriyor olman, ona da, kendi hislerine de gelişme olanağı sağladığını gösteriyor, ki bu çok olgun bir tutum. 

Hayatımıza giren insanların mükemmel olduklarını hayal ederiz. Hayal etmekle kalmaz, bunu arzu ederiz. Oysa insan ilişkileri engebelidir. İnişleri ve çıkışları kabul edebilmek, pürüzlere rağmen ve onlarla birlikte yol alabilmek gerekir. Bunu yapmayı öğrenemediğimizde ya ebedi bir mağduriyet içinde sıkışmış hisseder ya da karşımızdaki insanın hayal ettiğimiz kadar mükemmel olmadığını fark ettiğimiz her noktayı değiştirmek için onun hayatına müdahale etmeye kalkışırız. Halbuki kimsenin kurtarıcısı olamayız ve kimse de kurtarılmayı beklemiyor. Bunu hak etmiyor da. Sonuçta herkes, tıpkı bizim gibi, kendi yolculuğunun yolcusu. 

İnsan olmaya dair bu çelişkiyi bu kadar erken bir yaşta keşfetmiş olmana çok sevindim. Ayrıca kendi bilişsel mekanizmalarının farkına varıyor olman, ömrünün sonuna gelmiş birçok insanın başaramadığı cinsten bir özbilince sahip olduğunu gösteriyor. Lütfen sorular sormaya ve sorgulamaya, en önemlisi de yazmaya ve kendi düşüncelerini ve hislerini keşfetmeye devam et. Keşfettiklerini benimle paylaşmaya devam edersen de beni çok mutlu edersin. 

Sana biraz kendi çelişkilerimden ve bunlar üzerinde nasıl çalıştığımdan bahsetmemi ister misin? Elbette okuyacakların bu işi başardığım anlamına gelmeyecek. Benim de senin gibi, herkes gibi, yolda olduğumu unutmanı istemem.  

Biliyorsun, doktoraya devam etme planları yapıyorum. Şehir değiştirmem gerekeceği ve bu da biraz masraflı olacağı için biraz daha para biriktirmem gerekiyor. Ayrıca üniversitede derslere devam ederken yaşamımı sürdürebilmek için bir iş bulmalıyım. Bu süreçte doktoraya kabul edilmek için geçmem gereken bilim sınavına da hazırlanmalıyım ama bunu yaparken şu an çalıştığım okuldaki işlerimi aksatmamalı, sınav dönemi yaklaşan öğrencilerimi boşlamamalıyım. Başvuru için tez önerisi yazmam gerektiğinden, bir yandan da çalışmak istediğim konuyu yeteri kadar derinleştirebilmek adına okumalar yapmalıyım. Eğer sınavı geçemezsem ya da tez önerim kabul edilmezse, burada kalmalı mıyım yoksa başvurduğum okullar arasından beni tatmin edecek bir kurumda çalışmak için yine de şehir değiştirmeli miyim? Gideceğim yerde yakın dönemlerde yaşanması beklenen büyük deprem tehlikesini göze almalı mıyım? Kalmaya karar verirsem, şu an yaşadığım küçük kentteki sınırlı iş olanaklarına alternatifler yaratabilir miyim? Gitmek için gerekli koşulları yerine getirebilirsem, gireceğim bu akademik yolculuğu göğüsleyecek yetkinliğe gerçekten sahip miyim? Yoksa arzularım kapasitemi aşıyor mu? Çok sevdiğim bu şehri terk etmeyi gerçekten istiyor muyum? Hayal ettiğim kariyer, ulaşmaya özendiğim toplumsal konumun hayali mi yoksa saf arzularımın, dileklerimin, potansiyelimin bir dışa vurumu mu? Hem gitmek hem kalmak istiyorum anlayacağın ve aynı anda değerlendirmem gereken çok fazla parametre var. Tüm bunlar beni elbette kaygılandırıyor ama yine çelişkili bir şekilde, heyecanlandırıyor da! 

Yine felsefe tarihine dönmek gerekirse, Sokrates dönemlerinde yaşayan ve septikler olarak adlandırdığımız bir grup insan geçmiş bu dünyadan. Bunun gibi kaygı uyandıran soruları "paranteze almayı", yani kutulayıp bir kenara kaldırmayı salık veriyorlar. Bu paranteze alma işlemi aracılığıyla ataraxia'ya, yani ruhsal dinginliğe ulaşılabileceğini iddia ediyorlar. Biraz karikatürize edecek olursak, doğru bilgiye nasıl ulaşılır sorusuna "amaan boşver" yanıtını veriyorlar! Karar vermenin sorumluluğundan kaçtıklarını düşünüyor olabilirsin ama bence hiç de hafife alınacak bir öneride bulunmuyorlar. Neticesinde, henüz karar vermek için zamanım var ve seçeneklerimi değerlendirmemde hiçbir sakınca yok. 

Kendi yetkinliğimi sorguladığım noktaya gelince, neden yapamayayım ki? Daha da önemlisi, yapamazsam ne olur ki? Kişiliğimiz, başarılarımız kadar başarısızlıklarımızla da örülü değil mi? Hatta belki de söz konusu olan şey "başarı" bile değildir, tatmindir, huzurdur, kendini gerçekleştirmektir, aynı yöne baktığın insanlarla muhabbet etmek, düşen birini ellerinden tutup kaldırmak, bir sokak köpeğinin başını okşamaktır.

Canım Alice, 
Çok kısacası, hayat kendisini yaşatarak ifade ediyor. 

Bugün 14 Şubat. Bunun gibi günlerin "hediye" başlığı altında tüketim katalizörü olduğunu sen de söylüyordun. Yine de umarım kalbini yumuşatan biriyle de yürüyüşlere çıkabiliyor, uzun sohbetler edebiliyor, bir sokak kaldırımından başını uzatmış papatyayı ona da göstermek istiyor, ondan gelen özenli sözcüklere şükran duyabiliyorsundur. Bu hissi iliklerine kadar yaşamanı çok isterim. 

Bir sonraki mektubuna kadar kendine çok iyi bak. 
Seni çok seviyorum ve sıkıca sarılıyorum.

13 Şubat 2025 Perşembe

P°31 - Alice'in mektubu

Sevgili Ayça teyze, 
yaza yaza yaz geldi
çarşıya kiraz geldi
...
Şaka şaka! Maniler yazacak yaşı geçtim artık. Zaten onlar senin küçüklüğünde meşhurmuş, bizim kuşak öyle şeylerle ilgilenmiyor. Aslına bakarsan yazıyla ilgilendikleri de söylenemez. Genellikle sosyal medya aracılığıyla, photoshopladıkları fotoğraflar üzerinden "sohbet" ediyorlar. Duygularını ifade etmek için de emojiler kullanıyorlar. Bir şeyler yazmaları gerektiğinde yapay zekaya yazdırıyorlar ya da bir şekilde kaçmayı, yazmamayı başarıyorlar. Dolayısıyla iyi anlaşabildiğim arkadaşlarla çevrili olduğumu söyleyemeyeceğim, bunu okumak seni mutlu edecekse de sana asla yalan söylemeyeceğime söz vermiştim. Bu sözü verirken belki çok daha küçüktüm ama eski sitedeki havuzun, etrafı mermerle kaplı şezlong alanında paten kaydıktan sonra oturup, yanımızda getirdiğimiz sandviçleri yerken yaptığımız o konuşmayı çok iyi hatırlıyorum. Merak etme! 

Sana yalan söylemeyeceğime söz verdim, ve bu sözü tutacağım ama insan kendisine söylediği yalanların farkına nasıl varabilir? Buna bir cevabın olabileceğini umut ediyorum. Eğer karşılıklı konuşuyor olsaydık, "Bu soruyu biraz daha açabilir misin?" diye soracağını hayal edebiliyorum. Aslında bu soruyu kendime sormamı sağlayan olayı sana anlatırsam, her şey biraz daha anlamlı hale gelebilir.

Bu dönem okulda diğerlerinden daha fazla yakınlaştığım bir arkadaş edindim. Biliyorsun, senin yalnız kurt genlerinden bende de mevcut ve en yakın arkadaşım Helene ailesiyle birlikte başka bir şehre taşındığı için okulda samimi ilişki kurabildiğim pek insan kalmadı. Nadine'le de son aylarda yakınlaştık, eğlenceli, sohbeti keyifli biri, o da delinin teki. Onun tabi başka arkadaşları da var, benim pek yakınlık kuramadığım insanlar onlar. Belki biriyle sohbet edebiliyorum, o da Nadine'in kopyası gibi. Bazı zamanlar bana kendimi "üçüncü" gibi hissettiriyorlar anlayacağın ama çok sorun değil, her zaman herkesle can ciğer olunamayacağının ve Helene gibi dostların insanın karşısına nadir çıktığının farkındayım. 

Geçtiğimiz hafta bir akşam Nadine bana mesaj gönderdi, diğer sınıftan iki arkadaşıyla ormanda yürüyüşe çıkacaklarmış. Beni de çağırıyordu ama ben mesajına dört dakika sonra cevap verdiğimde çoktan evden çıkmış bile. İnterneti kapalı olduğu için benim cevabımı görmemiş. Cevap verip vermeyeceğimi beklememiş bile. Buna anlam veremiyorum. Mesajımı yürüyüşten döndükten sonra gördüğünü söyledi ve neden aramadığımı sordu. Tabi ki sitem ettim ona, gerçekten gelmemi isteseydi beni bekler, evden çıkıyorsa internetinin kapanacağını bildiği için arar ya da diğerlerine benim de gelme ihtimalim olduğunu söyler, telefon numaram onlarda da olduğu için bana onların mesaj göndermesini talep edebilirdi. Değil mi? 

Eminim şimdi de bu yaşadıklarımın bana nasıl hissettirdiğini sormak istemişsindir. 

Elbette samimiyetini sorguladım, bu da güvensiz ve hatta değersiz hissetmeme sebep oldu. Öylesine, görev niyetine, hoşluk olsun diye çağırıldığıma ama aslında zaman geçirmeye değer biri olmadığıma, varlığımın da yokluğumun da pek önemsenmediğine, yapılan planların akışı içindeki yerimin "olsa da olur olmasa da" kadar önemli olduğuna inandırdı beni. 

Öte yandan, böyle küçük şeylere pek de kafamı takmamam gerektiğini, hayatın akışı içinde bazı şeylerin ve insanların başka bazı şeylerden ve insanlardan daha fazla gündem yarattığını, bunun benim öz değerimle ilgili olmadığını, Nadine'in "en yakın arkadaşı" olmamanın ya da herhangi biri için "vazgeçilmez", "önemli" olma ihtiyacımın aslında kendi kökenlerime dair bir sorgulamadan çıktığını ve onlarla ormana gitmenin ya da gitmemenin benim için hayati önemde olmadığını da düşünüyorum. 

Sana sorduğum ilk soru burada devreye giriyor aslında. Bu düşüncelerden hangisi benim samimi düşüncelerim? Kendi kendime yalan mı söylüyorum? 

Değerli hissetmek istediğim için Helene kadar yakın hissetmediğimi açıkça ifade edebildiğim ve neredeyse yeni tanıştığım bir arkadaşıma beni planının merkezine almadığı için sitem ederken aslında soyut birisinden mi sevgi talep ediyorum? Bu talep aslında Nadine'e değil, "bana kendimi değerli hissettirebilecek herhangi bir insana" yöneldiği için soyut bir insan nesnesinden kanlı canlı Nadine'e akarken aslında ona ve kendime yalan söylemiş mi oluyorum ? 

Yoksa gerçekten yakınlaşmaya başladığım bir insanın bana kendimi değersiz hissettirecek davranışına karşı haklı bir sitem geliştirip bu kırgınlığımı görmezden gelebilmek için, sorunun kökenini Nadine'in somut davranışından çekip kendi iç sorgulamalarıma yönelterek ve yani bir nevi kendimi suçlayarak (ki bu da benim temel başa çıkma mekanizmalarımdan biri, artık bunun farkındayım) ya da hislerimi önemsizleştirerek, aslında kendime mi yalan söylüyorum? 

Her iki seçenekte de kendime yalan söylediğim sonucuna ulaşıyorum gördüğün gibi, ama bu sonuçlara ancak günlüğüme yazarak ulaşabildim. Yani yaşarken bu hislerimin pek de farkında değildim. Üstelik hangisinin gerçek olduğu konusunda hala emin olamıyorum. Acaba fazla mı düşünüyorum? 

Birkaç yıl önce, felsefe dersleri vermeye başlayacağın sene, sana felsefenin ne olduğunu sormuştum. 
Bana filozof Sokrates'in "Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez" sözü üzerinden başlayan bir ders vermiştin. O zaman bu cümleyi tam olarak anlayamamıştım. "Hayatından memnun insan intihar mı etsin yani? Ne kadar saçma!" gibi bir cümle kurduğumu hatırlıyorum. O zamandan beri çok fazla soru sormuş olmalıyım, şimdi de sorgulamadan duramıyorum. Biraz fazla mı sorguluyorum? 

Senin mutlaka mantıklı cevapların vardır, lütfen bana en kısa sürede cevap gönder.
Elly de, Jules de, ben de sana sıkıca sarılıyoruz. 

Sylvia teyzemden not : "Önümüzdeki hafta sonu quantum kampına gidiyoruz. Büyük buluşmalardan biri olacak.Yemekler Elly ve Bruce'tan, şaraplar Jules'den, ateşlik odun ve çalıları şimdiden stokladık. Çadırını kapıp geliyorsun." 

9 Şubat 2025 Pazar

P°30

- Sylvia, buralarda mısın?
- O, Ayça Sultan! Sen hayatta mısın? 
- Sultan neymiş ayol? 
- İçten içe hoşlandığın bir sıfat bu, neden şaşırdın ki? 
- Senden duymak garipsetti sanırım.
- Sorun kelimede değil bence. Sultan sözcüğünü benimle kurduğun ilişkiye yerleştirmediğin için garipsemiş olmalısın. 
- Kimse bana sultan demezdi ki sende duymak garip gelsin.
- Hayal kurmayı öğrenmeye başladığını zannediyordum.
- Bu ince zekanı çok özlemişim.
- Epey uzun zaman oldu. 
- Haklısın, nasılsın? 
- Bizden yana her şey yolunda. Bruce araba tamirciliğine başladı, yola çıkmaktan korktuğu için gitmek isteyen insanlara destek olduğunu hissettiriyormuş. 
- Kendi sorunsallarını böyle dışsallaştırabilmesine gerçekten hayranım ama ben seni sormuştum. 
- Ben de iyiyim, zürafalarla ilgili bir çocuk kitabı yazmanın peşindeyim. 
- Harikasın! Ben de tam bu konuda konuşmak istiyordum. 
- Zürafalardan mı? 
- Hayır yazmaktan. 
- Yazıyorsun ya işte. 
- Hayır öyle değil. Yazan değil, yazar olmak istiyorum. Bir köprüye ihtiyacım var sanırım. 
- Çok güzel şiirlerin var, şiir yazınında ortalamanın üstünde yazabildiğini sen de kabul ediyorsun. 
- Artık evet, hatta birkaç yere birkaç şiirimi gönderdim. Bir dergiye ve bir de şiir yarışmasına. Ümidim var mı yok mu bilmiyorum. Başarısızlıktan korkan tarafım beni hep engelliyordu, şimdi de yine aynı korkak taraf "sen iyisi mi gönderdiğini unut, olursa ne ala!" diyor. 
- Bu harika bir haber! Lisede aldığın ödülü ve şiirlerini yayımladığın dergileri hatırlattın bana. Benzer bir heyecanda mısın?
- O dönemki hislerimi hatırlamıyorum bile, ama ödül aldığımda çok sevinmiştim gerçekten. Dopamin kaynağı! Neden yayımlamaya devam etmedim acaba? 
- Aşırı uç deneyim arayışların yüzünden girdiğin yolda ilerleyemiyordun ki. 
- Haklısın, yine yazabilmek istiyorum. 
- Şiir yazmaya devam ediyorsun zaten. Yazdıklarından tatmin olmuyor musun? Bir dış gözün onayına mı ihtiyaç duyuyorsun? 
- Tabi ki o da var, ama şiir dışında yazabilmek de istiyorum artık. 
- Şiir senin için bir süblimasyon alanı değil mi ? 
- Kesinlikle. Sözcüklerle oyun oynamak gibi geliyor şiir ama ben büyümek istiyorum. 
- Bunu biraz açmalısın. 
- Uzun soluklu bir şeyler yazmak istiyorum. Karakterlerim ilişkilerini sayfalarca, bölümlerce devam ettirebilsin istiyorum, zaman ve mekan önemli olsun, dostluklar kurulsun, maceralar yaşansın, duygular paylaşılsın, hayat bir kurgu içerisinde aksın istiyorum. 
- Başladığın yolda yürüyebilmek istiyorsun yani. Yürüyüşe çıkıyor musun? 
- Havalar çok soğuk olduğu için pek yürüdüğüm söylenemez, kış mevsimini gerçekten hiç sevmiyorum. 
- Yürümemek için yine bir bahanen var yani?
- Psikanaliz yeteneklerin bugün de bir harika.  
- Eminim mükemmeliyetçi analitik tarafın sana bir ton soru da üretiyordur şimdi.
- Evet! Bir plan yapmalı mıyım? Sinopsis yazmalı mıyım? Hangi zaman kipinde yazmalıyım? Olaylar nerede ve ne zaman geçmeli? Kaç karakter olmalı? Öykü kimin ağzından anlatılmalı? Olay mı, durum mu? Betimlemeler mi bol olmalı, ruhsal tahliller mi? Polisiye mi yazmalıyım, aşk romanı mı? Bir mantar pano alıp....
- Yazan! Öncelikle uzun yürüyüşlere çıkmalısın. Sorularını da bahanelerini de derleyip toplayıp yürüyüş ayakkabın topuğuna vurmasın diye yara bandı niyetine kullanabilirsin. 
- Hiç yardımcı olmuyorsun. 
- Şu an fark edebildiğinden daha fazla yardımcı oluyorum.
- Peki, yarın benimle yürümek ister misin? 
- Bu yalnız yürüyeceğin bir yol, zaten benim de Alice'le ilgilenmem gerekiyor. Onu postaneye götüreceğime söz verdim. Sana bir mektup yazmış, onu göndereceğiz. Dönüşte de kitapçıya uğrayıp Haytek'i alacağız, meraktan çatladı. 
- Mektup mu gönderecek? Neredeyse 8 yıl oldu değil mi? 2017'deki Fransızca P.n20'de söz istemişti. Sence onu çok mu boşladım? 
- Kendi çocukluğunu ne kadar kaybettiysen o kadar... Her şey yolunda merak etme. Mektubunu okursun zaten. Seneye liseye başlayacak, asinin biri oldu.
- Merakla bekliyorum... Yürürken dinlemem için önerdiğin birkaç şarkı var mı? 
- Scriabin'e ne dersin? 
- İsminin Latince kökeni yazma ve boğazını temizleme fiillerine gönderme yapıyormuş, Nietzsche ve Bergson okuyan delinin teki bir Rus besteciymiş. Yine tam puanı hak ettin Sylvia! 
- Ben gittim. Kendine iyi davran. Kıps.