şiirime başlamadan arz etmek isterim
ki kuş seslerinden çok hoşlanıyorum
sonra,
ağıt terbiyecisi kadınların
alnımdan öpmesini istiyorum
bir de,
aşağıya inenler
sofralarına geri dönsün
günlerden hayırlı bir cuma ertesi
camda, kuşkulu seçiciliğiyle ölüm
çocukların sapanlarla saldırdığı yoksulluğu
kundağa diziyor
patikler ve artçıl gözyaşları dağıtarak
özrü emanet rüzgara ki kaç yol gitse
varamaz dağlanmış yüreğine ananın
günler bitmez!
yangın...
biter mi?
aynı soluğu alıyoruz seninle
nefes verdin
dönüp dolaşıp ciğerime doldu
kamelyaların yara almaya başlamasına bakılırsa
yılın bu mevsiminde
seni bana yaklaştıramamasına içerlemiş olmalı
bilmeden acıların ortaklığını
toy bir atın sevdaya koşuşu
her seferinde elleri boş dönüşü
mazur kılar tükenmişliğini
ayağa kalkacaksa yeni bir sevda için
ve ezilmeyecekse
yok diyen karşısında
her dostluğun bir acısı olmalı yürek sızlatan
tarihten kalma fildişi sarayda yaşıyor
mumunu yakıp kendini eriten çaresiz kadın
yanlış yollardan geçmiş olmalı varmak için
soyutlanmış dünyasına insanoğlunun
arayış,
bir garip çağlayan
tarlalar dolusu kekik kokusu
burnumda tüten varlığına eşdeğer
üstümüzden kaç kuş geçti saydın mı?
27 Mayıs 2013 Pazartesi
12 Mayıs 2013 Pazar
Oruç etkisi
Garip olan ne biliyor musun? Denge kurallarını yıkmanın tırmanış olduğunu keşfetmek. Ulaşana kadar ardına bakma ve BAM! Altında kalma tehlikesi atlattığın kar kümelerinde kayboluş. Güneşi ve bulutları altına alıp ruhunu göğe yükseltmenin tanrısal coşkusu. Göz yanılması, algıda seçicilik, şizofreni ; yaratıcılığına kalmış. Yanındayken büyüksediğin şeylerin karınca yuvalarına dönüşmesi ve kozmosun ayakları altında ezildiğini hissedebilmek burnu havadalığını insanlığa indirgiyor.
He şair burda ne demek istemiş? Duygusal çalkantılarını oldukça yüksek mevkilerden aşağıya bakar gibi yaparak, ama aslında paraşütü açılmadığından havada düzinelerce takla atarak düşüşünün keyfini çıkarmaya çalışan bi düş koşucusunun yüzleşmelerinden yararlanarak anlatmaya çalışmış. Kolay bi işe kalkışmamış, güzeli koca bi yürekle anlatmak yanlış anlaşılabiliyor günümüzde. Hatta anlaşılamayabiliyor. Nitekim çakılmış gibi okyanusun düzlüğüne. Şimdi suya düşmenin acıyı hafifleteceğini sanıyorsun değil mi? Be-be-ğim!
Geceleri daha bi duygusal oluyorum. Kafa karışıklığım da havayla sözleşmiş gibi karanlıkta kendini kopyalıyor. Görüş gününü kaçırmış yahut 3ünden 1i bile gelmemiş müebbetlik oluyorum akşamları. Kahve kokusu mu doldu burnuna bu iki sayıyı yanyana görünce? Zamanımız bol, güneşe vakit var korkma, kaç güneşler var daha aydınlığa çıkabilmen için. Sabret.
İçimden içimden volkanlar kaynıyor. Taşmak için bekledikleri anı çok merak ediyorum. Pasifik okyanusuna düşmüş barışçıl bir ada gibiyim. Çemberlendim. Politik yapılanmanın kolaycılık olduğu yer bendeki. Yerlilerimle iş bölümü yaptık ve payıma ispinoz bakımı ve beslemesi düştü. Tarihe ve evrime saygımı göstermek için çabalasam da buhar püskürmeleri amacıma ket vuruyor. Dünyanın suyu çıkmış dediklerinde hissettiklerimi anlıyorsundur. Sıcak basıyor! Varsa yoksa kıta çarpışması ve depremler. Bazen kendini tanrı sananların elinden yok etmekten başkası gelmiyor, güçsüzlüklerini saklamak için yapıyorlar bunu biliyorum çünkü yapıcılığın kudretine dokunmak daha zordur küle çevirmekten. Dünya hali. Değmeyin balıklarıma, utanıyorum.
Kavramsal rastlantısallık mıydı neydi adı. Yıldız mı söylemişti Barış mı hatırlamıyorum şimdi. Öyle bi şey olduğunu sanıyor olmalısın parmak hareketlerimin akıbetinin. Kafamda ne tilkiler, ne oyuncu koyunlar dolanıyor oysa. Üstün-insanlar da oturup kavallarını çalıyorlar. O da lazım tabi. Botanik dersinden mi felsefeden mi yeni çıkmış olabileceğimin olasılık hesaplaması üzerinde küçük bir kolaylık yarattı Thales. İkisinin de aynı anda var olabileceğini kabullendim. İç çekişmelerim azaldı böylece. Yüklerimden arındım ve birden fazla ihtimalin 'gerçek'leşebileceğini keşfettim. Bir şey kavrayıp kolumdan sürükledi beni, hayatın kayalıklarına oturttu ve denizi izletti. Keşke kelime oyunları yapmak yerine onları anlatabilsem.
Mesela şimdi ben yazıyorum ya bi dünya şey, sen de okuyorsun ya onları, aklında türlü türlü bilinmezlikler canlanıyor ya, işte senle ben aynı şeyi yaşatmıyoruz aslında kafamızın içinde. Hani iki kişinin aynı zamanda aynı olayı aynı nesne/insanlarla yaşayıp anılarında farklı hatırlaması gibi. Geçmişten getirdiklerin ve kendinden kattıklarınla algılıyorsun beni.( ben de seni ve diğer herkes herkesi) Bu da yuvarlıyor bizi başladığımız doruklardan okyanus çukurlarına. Ne ben senin okuduğun kadınım ne de sen benim yazdığım insanevladısın.Vay halimize, vay da vay! Asla tanıyamayacağız birbirimizi.
Hayal kurmak be, güzel yine de.
Bu yüzden düşünmüştüm, senin ile benim 'beyinlerimizle sevişebilme' olanağını
-- olanaklı olmalıydı, bu...
He şair burda ne demek istemiş? Duygusal çalkantılarını oldukça yüksek mevkilerden aşağıya bakar gibi yaparak, ama aslında paraşütü açılmadığından havada düzinelerce takla atarak düşüşünün keyfini çıkarmaya çalışan bi düş koşucusunun yüzleşmelerinden yararlanarak anlatmaya çalışmış. Kolay bi işe kalkışmamış, güzeli koca bi yürekle anlatmak yanlış anlaşılabiliyor günümüzde. Hatta anlaşılamayabiliyor. Nitekim çakılmış gibi okyanusun düzlüğüne. Şimdi suya düşmenin acıyı hafifleteceğini sanıyorsun değil mi? Be-be-ğim!
Geceleri daha bi duygusal oluyorum. Kafa karışıklığım da havayla sözleşmiş gibi karanlıkta kendini kopyalıyor. Görüş gününü kaçırmış yahut 3ünden 1i bile gelmemiş müebbetlik oluyorum akşamları. Kahve kokusu mu doldu burnuna bu iki sayıyı yanyana görünce? Zamanımız bol, güneşe vakit var korkma, kaç güneşler var daha aydınlığa çıkabilmen için. Sabret.
İçimden içimden volkanlar kaynıyor. Taşmak için bekledikleri anı çok merak ediyorum. Pasifik okyanusuna düşmüş barışçıl bir ada gibiyim. Çemberlendim. Politik yapılanmanın kolaycılık olduğu yer bendeki. Yerlilerimle iş bölümü yaptık ve payıma ispinoz bakımı ve beslemesi düştü. Tarihe ve evrime saygımı göstermek için çabalasam da buhar püskürmeleri amacıma ket vuruyor. Dünyanın suyu çıkmış dediklerinde hissettiklerimi anlıyorsundur. Sıcak basıyor! Varsa yoksa kıta çarpışması ve depremler. Bazen kendini tanrı sananların elinden yok etmekten başkası gelmiyor, güçsüzlüklerini saklamak için yapıyorlar bunu biliyorum çünkü yapıcılığın kudretine dokunmak daha zordur küle çevirmekten. Dünya hali. Değmeyin balıklarıma, utanıyorum.
Kavramsal rastlantısallık mıydı neydi adı. Yıldız mı söylemişti Barış mı hatırlamıyorum şimdi. Öyle bi şey olduğunu sanıyor olmalısın parmak hareketlerimin akıbetinin. Kafamda ne tilkiler, ne oyuncu koyunlar dolanıyor oysa. Üstün-insanlar da oturup kavallarını çalıyorlar. O da lazım tabi. Botanik dersinden mi felsefeden mi yeni çıkmış olabileceğimin olasılık hesaplaması üzerinde küçük bir kolaylık yarattı Thales. İkisinin de aynı anda var olabileceğini kabullendim. İç çekişmelerim azaldı böylece. Yüklerimden arındım ve birden fazla ihtimalin 'gerçek'leşebileceğini keşfettim. Bir şey kavrayıp kolumdan sürükledi beni, hayatın kayalıklarına oturttu ve denizi izletti. Keşke kelime oyunları yapmak yerine onları anlatabilsem.
Mesela şimdi ben yazıyorum ya bi dünya şey, sen de okuyorsun ya onları, aklında türlü türlü bilinmezlikler canlanıyor ya, işte senle ben aynı şeyi yaşatmıyoruz aslında kafamızın içinde. Hani iki kişinin aynı zamanda aynı olayı aynı nesne/insanlarla yaşayıp anılarında farklı hatırlaması gibi. Geçmişten getirdiklerin ve kendinden kattıklarınla algılıyorsun beni.( ben de seni ve diğer herkes herkesi) Bu da yuvarlıyor bizi başladığımız doruklardan okyanus çukurlarına. Ne ben senin okuduğun kadınım ne de sen benim yazdığım insanevladısın.Vay halimize, vay da vay! Asla tanıyamayacağız birbirimizi.
Hayal kurmak be, güzel yine de.
Bu yüzden düşünmüştüm, senin ile benim 'beyinlerimizle sevişebilme' olanağını
-- olanaklı olmalıydı, bu...
20 Nisan 2013 Cumartesi
Mekansal uzlaşmanın zor olduğu alanlarda kayıp sokaklar yaratıp kenarınlarına evler konduran, onlardan birinin içine de beni oturtan bir tanrım var. Bu evi sevdiğim doğru. Sevmiyorum da.Kişiye yoğunlaşıp biriktirilmiş anılarla dolu ve her şeyden önemlisi fazla soluk. Hasta olduğunu düşünüyorum. Nitekim yılın bu kendini bilmez mevsiminde rengini kaybetmiş olmasını anlayışla karşılıyorum, pencereye güneş doğduğunda ve ellerim üşümemeye başladığında mutlu günler oyunumuza devam edebiliriz.
Rahat hissettiğim bir alan yarattım. Back to the past bu sefer, betimleyerek ve detaylandırarak. Evde mi? Güldürme beni. Tabi ki hatıra odalarımdan bahsediyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve hoşçakal! Kıvılcımlanarak büyüyen bir ateşin içinden başlayarak göğe yükseliyorum. Etimin titreşimi yamyamlığı çağrıştırıyor ama kendi kendimi yemek yerine akışına bırakıyorum. Geldiğini belirttiğinde ışık patlaması ve BAM! közlerin ortasına düşüyorum, vücudumun her yanı çıktığı yangından hoşnut. Kurtarılma önerilerini geri çeviriyorum, anlamıyorlar. Bazı şeylerin eksikliğinden bile hoşnut olabilmeyi öğrendim süreç içinde. Var olmayı ve var olanı bilmem baş ağrılarımı azaltıyor.
(-du. Bu arada sen gittin onu sevdin. Cevaplayacak sorum kalmadı ve fırtına okyanustan ödünç aldığı su yığınlarını üzerime boşalttı. Sen yine de hep sev birilerini. Sevince gözlerin derinleşiyor.)
Göz kapaklarıma baskı yapan hissi yorgunken ve yatağıma yakınken çok seviyorum. Günlük yazılarımdan da ne zaman sıkılırım acaba, şiirime ket vuruyorlar. Yarış içinde aklım. Bruce, en iyisi sarılıp sonsuza kadar uyumamız bebeğim. Yatağımıza gidiyorum.
Rahat hissettiğim bir alan yarattım. Back to the past bu sefer, betimleyerek ve detaylandırarak. Evde mi? Güldürme beni. Tabi ki hatıra odalarımdan bahsediyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve hoşçakal! Kıvılcımlanarak büyüyen bir ateşin içinden başlayarak göğe yükseliyorum. Etimin titreşimi yamyamlığı çağrıştırıyor ama kendi kendimi yemek yerine akışına bırakıyorum. Geldiğini belirttiğinde ışık patlaması ve BAM! közlerin ortasına düşüyorum, vücudumun her yanı çıktığı yangından hoşnut. Kurtarılma önerilerini geri çeviriyorum, anlamıyorlar. Bazı şeylerin eksikliğinden bile hoşnut olabilmeyi öğrendim süreç içinde. Var olmayı ve var olanı bilmem baş ağrılarımı azaltıyor.
(-du. Bu arada sen gittin onu sevdin. Cevaplayacak sorum kalmadı ve fırtına okyanustan ödünç aldığı su yığınlarını üzerime boşalttı. Sen yine de hep sev birilerini. Sevince gözlerin derinleşiyor.)
Göz kapaklarıma baskı yapan hissi yorgunken ve yatağıma yakınken çok seviyorum. Günlük yazılarımdan da ne zaman sıkılırım acaba, şiirime ket vuruyorlar. Yarış içinde aklım. Bruce, en iyisi sarılıp sonsuza kadar uyumamız bebeğim. Yatağımıza gidiyorum.
10 Nisan 2013 Çarşamba
on
Basit dizeler var elimde
yazık,
uçurum iki göz arasındaki
tutsan gelmez bir veryansın var dilimde
sözün çölleşmesine izin verdiğimde bi akşamüstü
tanrıyı işte ben o gün öldürdüm.
şair olmaya özenmiş geçimsiz bir çocuğum olsam olsam
kuşkusuz her korktuğumda ellerimden tutmadığından babam
karanlıkta ışığın yolunu bulmayı öğrendim
ve sevmeyi de karanlıktayken bile
ilk insanın usdışılığı bakışlarım
aldırabilirsiniz
kuşkusuz her korktuğumda ellerimden tutmadığından babam
karanlıkta ışığın yolunu bulmayı öğrendim
ve sevmeyi de karanlıktayken bile
ilk insanın usdışılığı bakışlarım
aldırabilirsiniz
yazık,
uçurum iki göz arasındaki
tutsan gelmez bir veryansın var dilimde
sözün çölleşmesine izin verdiğimde bi akşamüstü
tanrıyı işte ben o gün öldürdüm.
Düşdüşünce/ Plath4
Hayır neden?
Bruce neden beni bırakıp gitmiyorsun? Gelmek fiiliyle de soru cümleleri kurabiliyorum ama fırsat vermiyorsun. Sönmeyen sigaralarımın kendi kendini bitirişi gözlerimi kamaştırıyor. Kararlılar. Soygaz özelliği taşıyorlar haberleri yok. Külün ateşle uyumu, aşk.
Dün, çok iyiydim. Sessizliğime çekilip ne düşündüm biliyor musun Bruce? Alice'i. Küt, kısa ve sarı saçlarıyla bir ayağını öne atıp hayali atında koşturmasını düşündüm. Küçücük elleriyle gelip boynuma sarılmasını, yeşil gözleriyle gözlerime bakıp tanrıya ulaşmışlığım arasında anlayamadığım bi dilde benimle konuşmasını ve komikleşen aksanıyla adımı söylemesini düşündüm. İsimler kendi dillerinde kulağa komik gelmeden söylenebiliyor ama ben seninkini her dile tercüme edebiliyorum. (Şu an yazmasam daha iyi Bruce seni afişe etmek istemem)
Sonra yolları düşündüm. Hiç durmadan koştuğum geniş yolları. Kendini uzatan bahar ağaçları ve taraçalı evler arasına kendini sermiş, beni tanımadığım birinin tanımadığım kulübesine götüren asfaltı... Çatlamış su deposunun kenarındaki odunlukta dinlendim, akmayan çayın üzerinden geçen ince korkuluklu köprüyü geçtim. Sonra geri döndüm. Halloween hazırlıkları yapılıyordu evlerde, bahçelerde balkabakları ve hayalet kostümü giymiş direkler vardı. Yanlarından geçtim. Onlar yanımdan geçemediler. B&N'a gittim sonra. Dracula okuyormuşum tekli yeşil koltukta, kendimi gördüm. Üzerimde ne olduğunu hatırlamıyorum Bruce, zorlanıyorum ama az sonra yanıma M geldi. O sıralar aklımda yokmuşsun Bruce hayat gerçekten çok anlamsızmış.
A'nın arabasına bindiğim geceyi de düşündüm tabi, atlar mıyım? Fireflies çalıyordu. Ezbere söylüyordum ve A aksanımla çok eğleniyordu. Düşünüyorum da sana hiç mi hiç benzemiyormuş. Neden bindim ki onun arabasına Bruce? Fireflies söylemek için olsa gerek. Ben de öyle düşünmüştüm.
Dans gösterilerimizi düşündüm sonra. Ponpon kızlığı sevmiyordum ama aynı amaca hizmeten farklı bir şey yapmayı seviyordum. E'nin gelmediği günü düşündüm. Ne çok üzülmüştüm. Baykuşlu filmi, şöminenin başında izlediğim belgeselleri, bağdaş kurup okuduğum kitapları, odamdan çok vakit geçirdiğim küçük-salon'u düşündüm. Ellerim terledi, gözlerim dolmak istedi ama kapalıydılar. Gözlerimizi kapattığımız ne çok şey varmış meğerse. Aydınlanmak istemedim çünkü senin aydınlığından farklı olacaktı göreceğim ışık. Neyse kapalı kalsın.
Başka ne düşündüm biliyor musun Bruce? Saklambaç oynadığım günleri. Bu sefer tanıdık topraklardaydım. Sitenin yokuşundan başladım gitmeye ve hatıraların gölgesini süpürürerek ilerledim havuz başına doğru. Tabi geceydi. Palmiye ağaçları bodurdu. Çalıların arasında gezinen karıncalarla eğleniyorduk o zaman. Çardağın altındaki buzdolabının içine giremeyecek kadar da büyümüştük, S kullanıyordu orayı daha çok. Biz depoyu, merdivenleri ve barın içini kullanıyorduk. Havuz suyu çok klorluydu ve girmesek de gözlerimiz yanıyordu. Sen Bruce, o zamanlar kim bilir kimin için şiirler yazıyordun.
Sonra Bruce, aklıma düştün. Aklımdan çıktın ya da aklımı çıkardın bilmiyorum. Telafuzu zor duygular boy gösterdi göz kapaklarımın ardında. Dokundun. Kızardım. En masum yerlerime değiyordu bakışların. Gece maviye döndü ve ben susmak zorunda kaldım. Zaten hiç konuşmazdım ama Bruce elime telefonumu alıp adını yazdığımda beni durduran şeyin tanımını yapmak öyle zor ki.. Tekrar ve tekrar. Böyle zamanlarda Bruce, kendime itiraf edemediğim şeyler ortaya çıktığında yani, elim kaleme gidiyor hemen ve küçük siyah defterimi özneliğinle dolduruyorum.
Bugün, Bruce, şarkı bittiğinde, virgülleri sıralamak söyleyeceğimi kolaylamaya hizmet ediyorken, uçtuğumu anlatacağım sırada, dünkü düşümün etkisinde kalmış olmalıyım, adınla seslendim başka bi adama. Neyse ki yağmur yağıyordu ve ben, evden şemsiyemi almadan çıkmış olmalıyım.
Bruce neden beni bırakıp gitmiyorsun? Gelmek fiiliyle de soru cümleleri kurabiliyorum ama fırsat vermiyorsun. Sönmeyen sigaralarımın kendi kendini bitirişi gözlerimi kamaştırıyor. Kararlılar. Soygaz özelliği taşıyorlar haberleri yok. Külün ateşle uyumu, aşk.
Dün, çok iyiydim. Sessizliğime çekilip ne düşündüm biliyor musun Bruce? Alice'i. Küt, kısa ve sarı saçlarıyla bir ayağını öne atıp hayali atında koşturmasını düşündüm. Küçücük elleriyle gelip boynuma sarılmasını, yeşil gözleriyle gözlerime bakıp tanrıya ulaşmışlığım arasında anlayamadığım bi dilde benimle konuşmasını ve komikleşen aksanıyla adımı söylemesini düşündüm. İsimler kendi dillerinde kulağa komik gelmeden söylenebiliyor ama ben seninkini her dile tercüme edebiliyorum. (Şu an yazmasam daha iyi Bruce seni afişe etmek istemem)
Sonra yolları düşündüm. Hiç durmadan koştuğum geniş yolları. Kendini uzatan bahar ağaçları ve taraçalı evler arasına kendini sermiş, beni tanımadığım birinin tanımadığım kulübesine götüren asfaltı... Çatlamış su deposunun kenarındaki odunlukta dinlendim, akmayan çayın üzerinden geçen ince korkuluklu köprüyü geçtim. Sonra geri döndüm. Halloween hazırlıkları yapılıyordu evlerde, bahçelerde balkabakları ve hayalet kostümü giymiş direkler vardı. Yanlarından geçtim. Onlar yanımdan geçemediler. B&N'a gittim sonra. Dracula okuyormuşum tekli yeşil koltukta, kendimi gördüm. Üzerimde ne olduğunu hatırlamıyorum Bruce, zorlanıyorum ama az sonra yanıma M geldi. O sıralar aklımda yokmuşsun Bruce hayat gerçekten çok anlamsızmış.
A'nın arabasına bindiğim geceyi de düşündüm tabi, atlar mıyım? Fireflies çalıyordu. Ezbere söylüyordum ve A aksanımla çok eğleniyordu. Düşünüyorum da sana hiç mi hiç benzemiyormuş. Neden bindim ki onun arabasına Bruce? Fireflies söylemek için olsa gerek. Ben de öyle düşünmüştüm.
Dans gösterilerimizi düşündüm sonra. Ponpon kızlığı sevmiyordum ama aynı amaca hizmeten farklı bir şey yapmayı seviyordum. E'nin gelmediği günü düşündüm. Ne çok üzülmüştüm. Baykuşlu filmi, şöminenin başında izlediğim belgeselleri, bağdaş kurup okuduğum kitapları, odamdan çok vakit geçirdiğim küçük-salon'u düşündüm. Ellerim terledi, gözlerim dolmak istedi ama kapalıydılar. Gözlerimizi kapattığımız ne çok şey varmış meğerse. Aydınlanmak istemedim çünkü senin aydınlığından farklı olacaktı göreceğim ışık. Neyse kapalı kalsın.
Başka ne düşündüm biliyor musun Bruce? Saklambaç oynadığım günleri. Bu sefer tanıdık topraklardaydım. Sitenin yokuşundan başladım gitmeye ve hatıraların gölgesini süpürürerek ilerledim havuz başına doğru. Tabi geceydi. Palmiye ağaçları bodurdu. Çalıların arasında gezinen karıncalarla eğleniyorduk o zaman. Çardağın altındaki buzdolabının içine giremeyecek kadar da büyümüştük, S kullanıyordu orayı daha çok. Biz depoyu, merdivenleri ve barın içini kullanıyorduk. Havuz suyu çok klorluydu ve girmesek de gözlerimiz yanıyordu. Sen Bruce, o zamanlar kim bilir kimin için şiirler yazıyordun.
Sonra Bruce, aklıma düştün. Aklımdan çıktın ya da aklımı çıkardın bilmiyorum. Telafuzu zor duygular boy gösterdi göz kapaklarımın ardında. Dokundun. Kızardım. En masum yerlerime değiyordu bakışların. Gece maviye döndü ve ben susmak zorunda kaldım. Zaten hiç konuşmazdım ama Bruce elime telefonumu alıp adını yazdığımda beni durduran şeyin tanımını yapmak öyle zor ki.. Tekrar ve tekrar. Böyle zamanlarda Bruce, kendime itiraf edemediğim şeyler ortaya çıktığında yani, elim kaleme gidiyor hemen ve küçük siyah defterimi özneliğinle dolduruyorum.
Bugün, Bruce, şarkı bittiğinde, virgülleri sıralamak söyleyeceğimi kolaylamaya hizmet ediyorken, uçtuğumu anlatacağım sırada, dünkü düşümün etkisinde kalmış olmalıyım, adınla seslendim başka bi adama. Neyse ki yağmur yağıyordu ve ben, evden şemsiyemi almadan çıkmış olmalıyım.
4 Nisan 2013 Perşembe
Aya
Üstünkörü bir sığır bulamacı hazırladım. Mutfak dağınık. Üşeniyorum. Hayatı anlamaya mecalim yok. Kendin gibi davranmanın tadına vardım, zaman zaman... Kimi zaman kendimi oyuncu hissediyorum ama yaşımdan değil, yaşamamamdan. Çık gel. Kapımı çalmak o kadar da zor değil, oysa ben adresini bilmiyorum, dört harfin kapsayıcılığı sayılmaz. Uyumalıyım ama gözlerimi kapayamayacak kadar yorgunum.
Sana da hiç oluyor mu? Eksiklik duygusu yani. Hayat diyesim gelmiyor buna, yeteri kadar tanımlayıcı değil. İşte, sana anlatmak için kullanmam gereken kelimenin anlamından yoksun şeyin eksikliğini diyorum. (zor bi cümle kabul ediyorum) Bi korku tohumlanıyor içimde ama üstesinden gelebilirim. Ne de olsa " uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır."(demiş Pavese) Yüzleşmenin yüz kızartıcılığı. Etkilendim yaratıcılığından. Keşke oyunbozan olmasaydım ve saçmalamak bu kadar kolay olmasaydı. Huzur. Aradığın tek şeyin bu olduğunu söylesen de dizlerin kanamadan büyüyemeyeceğini bilmiyorsun. Oysa ben ne çok değiştim. Belki de görmek istemediğim şey, aynı anda, değişimimin ilerlediği yönün dışında bir yol uzantısında senin yol alıyor olduğundur. Kurtaramıyorum Kudüs'ü be güzelim ama sevmek istediğim şeyin sevilmek isteyip istemediğini düşünmüyorum. Acemi miyim ki acaba böyle konularda? Zaten evi de kendimi de pek dağıttım son zamanlarda. Üstüme iyilik sağlık (...)
Uyumadığının farkına varmadan rüyalarda geziniyor olma durumundan haberdar mısın? Bi acayip haller kontrolsüzlükler ve gözlük camlarının işlevsizliğiyle vücuduma değen kızılötesi dalgalarını hissedebiliyorum ama herkes çok konuştuğundan beynimin labirentlerini açmakta bir kez daha başarısız oluyorum müziğin kusursuz tonlamasına rağmen. Olumsuz bir rağmen ama olumlandırmaya çalışmıştım müziğin kusursuzluğunu üstelik noktalamadan yoksun ve düşük cümle kompozisyonu. Düzelteyim derken yabancı dil etkisine açtım cümlemi ve mütemadiyen dilimi ve elimi bozmaya devam ediyorum. Zaten noktalamasyonu hiç beceremedim ben. Kuşkusuz, günlük tutmaya yeniden başlamalıyım zira zira sözcüğünü yalnızca fransızcada kullanmaktan bıktım. Oysa ne hoş bir tınısı var. Estetik zevkimi okşuyor. Fularımı takayım.
Gece, ışığın yokluğunu hatırlatmakta ve beni bir kez daha aşık etmekte çok başarılı.
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün
Yatağın sol tarafında uykuya dalıyorum.
Olmadığını görmeyeyim için sırtım yokluğuna dönük.
18 Mart 2013 Pazartesi
Plath3
Günlerden şeftali suyu Bruce, kahve sevmediğin için tanrıyı küstürmüş olmalısın çünkü son görüşmemizde sana yürekten küfrediyordu. Yorgunluğun altını üstüne getirdim ve üstelik seni aldatmış olabilirim. Neyse ki hayat tek insanın kollarında uyuyamayacak kadar kısa ama Bruce yine de söylenmiyor değilim yalnızken, dağ kucağında yüksek irtifalı bi uyku çekmek ayda yürümek gibi hissettirebilirdi. Mesela önümde ıslak bi karpuz gibi yarılsa tüm korkaklığın ve ağzımın kenarlarından damlayan sudan içsen. Hayat iki kişiyken daha kalabalık ve daha yalnız olabiliyor. Neyse ki beni seviyorsun.
Bruce, alnımı yanağına dayadığımda portakal ağacı bahçelerinden geçtiğimi biliyor musun? Çoğu insan var olmayı basit bi iş sandığından başkalarına yönelmeyi çok iyi beceriyor. Bense kendimi saklamakta diplomalıyım. Öküzgözü şişe diplerinden girip mantarlardan çıkıyorum ki zaten kapılara duyduğum bağlılığı azaltıyorsun. Bak ne diyorum, seni şiirsel masabaşı sohbetlerinde anmakta zorlansam da otobüs camlarına yansıdığında yüzünü görmekten kendimi alamıyorum. Kendimi uzatıyorum Bruce ve bazen gerçekten sıkıcı olabiliyorsun. Konuşbenimle.
Perde aralarından sızan ay ışığını yakalamaya çalışırken fazlasıyla kendim oluyorum. İnsan boş zamanlarında uzaklara bakmaya yatkın oluyor ve öyle boş zamanlarımda özgürlüğümü düşünüyorum. Norveçli balıkçıların ellerinde can çekişen bi istavrit olabilirim. Sen de norveçli balıkçıların yalnızca fiyordlarda yaşadığını düşünüyorsan salak olabilirsin. Hayatı sınırlarına dokunulmuş yaşamaktan kurtul ve gözlerine bak Bruce. Kendi kendini görebildiğinde hayat daha az çekilebilir ama daha yüksek oluyor. Şimdi sigaramı yak ve beni öp.
Bruce ağaçların kan kardeşi olabildiğini düşün. In this case kök veya sakız kardeşi de olabilirler. Sözcüklerin dilime yapışıp kaldığı, intiharlarını hızlandırdıkları zamanlardan birindeyim Bruce. Islat dilimi ve parmağımı kes. Turpluk, dokunmayı unutmuş rezalet bi kökbirası olarak yaşamaya yeğdir. Nitekim çarpık ilişkilerin kucağında bölünmüş ve bacaklarımı üst üste bindirmiş otururken okyanusuna düşmenin manasına gereken önemi veremiyorum. Kusura bakma Bruce ama seni seviyorum.
Yıllandım. Yaşlandım ve yorgunum. Şeytanlarıma göğüs germekten ve kendimi Paris'inin kucağına bırakamamaktan derbederim. Yüce gönüllü kadınların yazdıklarını okumamış olsaydım intihara meyilli olabilirdim ama kendimi onlar gibi ölmeye yakıştıramıyorum. Gözündeki korkuyu sil Bruce, yerleştirdiklerinle başa çıkmaya çalışmak bile yeterince zor.
Olmuyor Bruce seni sevmiyor da olabilirim ama bu ihtimali düşünmenin seni ne kadar üzeceğinin farkındayım. İhtimaller karşıtlarıyla kol kola doşatıklarından birinin varlığından duyduğum sıkıntıyı yok etmek için diğerine sarılıyorum. Her şeyin zıttıyla var olduğu yalanını ortaya atan göz boyayıcı fıçı tamircisini saygıyla anıyorum. Günü kurtarıyor.
Peki Bruce, soluk alma eylemini kimin başıboş bıraktığını sorabilir miyim? Bağımlılıklarımızdan kurtuluyormuş gibi sevişsek hayat daha çekilesi olabilirdi. Zavallı Bruce seni seviyorum ama ayakkabılarını giymeyi tercih ediyorsun. Buz mevsiminin meyvesini ağız tadıyla yemek için kaşığımı uzatamana ihtiyaç duymadığımı bilmelisin. Neyse ki her canım istediğinde kahveme dönebiliyorum.Sigaramı at, burnuna çevir ve öp. Kıskaçlarının arasındayken canımın yanıp yanmadığını düşünemiyorum. Zaten Bruce her şey dandik bi şeftali suyuyla başladı. Şimdi yatıyorum bebeğim. Yatağa gelmezsen sevinirim.
Bruce, alnımı yanağına dayadığımda portakal ağacı bahçelerinden geçtiğimi biliyor musun? Çoğu insan var olmayı basit bi iş sandığından başkalarına yönelmeyi çok iyi beceriyor. Bense kendimi saklamakta diplomalıyım. Öküzgözü şişe diplerinden girip mantarlardan çıkıyorum ki zaten kapılara duyduğum bağlılığı azaltıyorsun. Bak ne diyorum, seni şiirsel masabaşı sohbetlerinde anmakta zorlansam da otobüs camlarına yansıdığında yüzünü görmekten kendimi alamıyorum. Kendimi uzatıyorum Bruce ve bazen gerçekten sıkıcı olabiliyorsun. Konuşbenimle.
Perde aralarından sızan ay ışığını yakalamaya çalışırken fazlasıyla kendim oluyorum. İnsan boş zamanlarında uzaklara bakmaya yatkın oluyor ve öyle boş zamanlarımda özgürlüğümü düşünüyorum. Norveçli balıkçıların ellerinde can çekişen bi istavrit olabilirim. Sen de norveçli balıkçıların yalnızca fiyordlarda yaşadığını düşünüyorsan salak olabilirsin. Hayatı sınırlarına dokunulmuş yaşamaktan kurtul ve gözlerine bak Bruce. Kendi kendini görebildiğinde hayat daha az çekilebilir ama daha yüksek oluyor. Şimdi sigaramı yak ve beni öp.
Bruce ağaçların kan kardeşi olabildiğini düşün. In this case kök veya sakız kardeşi de olabilirler. Sözcüklerin dilime yapışıp kaldığı, intiharlarını hızlandırdıkları zamanlardan birindeyim Bruce. Islat dilimi ve parmağımı kes. Turpluk, dokunmayı unutmuş rezalet bi kökbirası olarak yaşamaya yeğdir. Nitekim çarpık ilişkilerin kucağında bölünmüş ve bacaklarımı üst üste bindirmiş otururken okyanusuna düşmenin manasına gereken önemi veremiyorum. Kusura bakma Bruce ama seni seviyorum.
Yıllandım. Yaşlandım ve yorgunum. Şeytanlarıma göğüs germekten ve kendimi Paris'inin kucağına bırakamamaktan derbederim. Yüce gönüllü kadınların yazdıklarını okumamış olsaydım intihara meyilli olabilirdim ama kendimi onlar gibi ölmeye yakıştıramıyorum. Gözündeki korkuyu sil Bruce, yerleştirdiklerinle başa çıkmaya çalışmak bile yeterince zor.
Olmuyor Bruce seni sevmiyor da olabilirim ama bu ihtimali düşünmenin seni ne kadar üzeceğinin farkındayım. İhtimaller karşıtlarıyla kol kola doşatıklarından birinin varlığından duyduğum sıkıntıyı yok etmek için diğerine sarılıyorum. Her şeyin zıttıyla var olduğu yalanını ortaya atan göz boyayıcı fıçı tamircisini saygıyla anıyorum. Günü kurtarıyor.
Peki Bruce, soluk alma eylemini kimin başıboş bıraktığını sorabilir miyim? Bağımlılıklarımızdan kurtuluyormuş gibi sevişsek hayat daha çekilesi olabilirdi. Zavallı Bruce seni seviyorum ama ayakkabılarını giymeyi tercih ediyorsun. Buz mevsiminin meyvesini ağız tadıyla yemek için kaşığımı uzatamana ihtiyaç duymadığımı bilmelisin. Neyse ki her canım istediğinde kahveme dönebiliyorum.Sigaramı at, burnuna çevir ve öp. Kıskaçlarının arasındayken canımın yanıp yanmadığını düşünemiyorum. Zaten Bruce her şey dandik bi şeftali suyuyla başladı. Şimdi yatıyorum bebeğim. Yatağa gelmezsen sevinirim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)