Ne ola ki beklemekten korktugundan camin kapali uyudugun,
nefes darligi.
Anlik bir hissin actigi kucagi baskalarini dusunerek otelemek,
hapishane.
Kendine inanmasan da his aldatandir ve de ta kendisidir hayatin,
boluk porcuk.
"Beni anlamayacaklarindan anlanacak bir ben olmasa gerek" denir,
goz bagi.
Kosmak istesen ayagin yetmez durayim desen karabasanlar,
faiziyle.
Kurtulusun umudunu faili olabildigin resimlerde ararsin ellerin ceplerinde,
belki birgun.
Cahilligin dudak kivrimi kelepcen olur, koklenirsin, kuyudur, okyanustur,
bogdurmaz.
Tavsansiz sapkalardan cikayim desen, degnek birinin sacina toka,
bas kel.
Taklit etmek yalan, edememek kaybolus, asili kalip arayi bulup,
dusmek dert.
Kildan tuyden incelen islerin perde arkasindan bir ses saplanir,
talepsiz.
Parmak olcer eksik kalir arabeskle tamamlanir :
Saydim gunu bulunmadi
Kaybim adam sanilmadi
Beden yorgun, taninmadi
Kimdi,
vurdum,
duyulmadi.
9 Mayıs 2019 Perşembe
12 Nisan 2019 Cuma
Kimokur neler yazdirdi bu his. Kavusulan bu his. Merhaba his, saraba bi sen yakismiyorsun ama sen cok yakisiyorsun.
Onemli seyler soyleyecegimi dusunmuyorum bu gece. Duyulanlarin ya da okunanlarin onemli oldugunu dusunmesini istedigim insanlari da dusunmuyorum. Kendimi dusunuyorum. Sarabin yumusattigi kicimin ustunde, dusen bakislarimin altinda, cok duvar gerisinde, bazi duygularin otesinde, sonucunda ve sayesinde buradayim, sozumde, yanlissa da bu istasyon*. Biriktirdigim birkac siir kitabinin ortasinda cikmaya calisan sozcuklere izin verememenin rahatsizligini yasiyorum. Belki cikacak soz yoktur diye dusunmekten korkuyorum, insan dusuncesinden nasil korkar? Neden korkar? Bunlari korkarak dusunmek istemiyorum.
Haksizlik etmemeli. Dondugumden beri korkularim azaldi sanki. Dissociation**'u fark etmeden yasamaktan korkuyordum mesela. Olu bedeni, sakladigi tum diger kayip gondergeleri*** yok sayarak tuketiyorum bir aydir. Umrumda degil cizgisini oyle yukselttim ki kalbimin sarildigi kadini bacagimi actigim adamin gogsunde aglayarak akitabiliyorum. Olmadigim insan olmaya calistigimin fark edilmesinden korkarak erkeklesirdim, ne demekse bu, cok sey demek aslinda ama anlasilmamasini bile umursayamiyorum su siralar.
Cok kucuk adimlar atmak istiyorum. Okulum, isim ve evim arasinda dusunmeye yetecek yurume mesafesi bile yok. Train train quotidien 'den korkardim, ayak yoluna dustum. Anlasilmiyor olmaktan korkardim, anlatma derdinden sogudum. Diyemezdim, demez oldum. Daha 2 ayim dolmadi, yurek doldu, buraya tasti. Sizin ne dusundugunuzu birakin da dusunmeyeyim.
Bazi yaralar tuttugu kabuklar soyuluyor mu diye bakildiginda yeniden kaniyormus. Soylenmek istenenler dinleyenlerin anlayabilecegi sekle sokula sokula epriyor, ama eskimiyormus. Dil bilemese de, dokemese de, kaydediyormus. Teknoloji caginin cocuklari olan bizler, biz demenin goreceli cok guzelligini anlayamiyormusuz. Batiya baka baka, tusuyle kakasiyla ona benziyormusuz. Benzedigimizi dusundugumuz seyin var olduguna inana inana yaratiyormusuz da onu. Sonrasi allah kerim diyormusuz, aman neyse diyormusuz. Ben simdi boyle diyorum ama aslinda hicbir sey demiyorum cunku icerlerde bir yerlerde, umursayamiyorum. Yasam bir sekilde gececekse aci cekenin yamacinda gecsin ama ben cekmeyeyim diyorum. Cok zormus aci cekmek, uzak olmak, yabanci olmak, baska olmak, oteki olmak ve oldugunu bilerek olmamaya calismak. Felsefe meger bilememe sevgisiymis.
Nasil uyuyorsunuz sokaklarda? Nasil atlatiyorsunuz tecavuzlerinizi? Nasil sineye cekiyorsunuz asagilanmayi, hor gorulmeyi, onemsenmemeyi, insan degilmissiniz gibi davranilmayi ? Nasil yasiyorsunuz ayriliklarinizi, olumlerinizi, kayiplarinizi, hastaliklarinizi? Nasil para istiyorsunuz yabancidan en yabanci halinizle, en yabanci sizmis gibi davranilirken? Birbirini mi dengeliyor bu yasantilar? Siz de mi umursamiyorsunuz? Siz de mi yok sayiyorsunuz? Sizin dissociation'unuz bizim yarattigimiz bolunmusluklerin sonucuyken, sizinki hayatta kalma stratejisine nasil donusuyor? Benim biz dedigim de kim oluyor? Ben dedigim neyin nesi? Yolda duzulen kervan misali... Peki geri nasil donuluyor?
Oh be! demek... Ben bu melankolinin cocuguymusum. Ben bu sorularin, bu sucluluk duygusunun, bu elden gelmemenin, bu bilinemeyenlerin, bilinmedigi zannedilerek kendini rahatlatmalarin, geceleri yorganlara sarilarak omuz agrilariyla uyanarak cenin uyuyanlarin soyuymusum. Kalkisilip bitirilemeyenlerin, mercekte bakilip gidilemeyenlerin, ince dusunulup yapilamayanlarin, sevip de dokunamayanlarin havaninda dovulmus, harmaninda kavrulmusum. Kendi ismi verilen bir sey olduguna inandigi kimligi bulamamanin acisiyla -belki- bir seylere benzeyenlerdenmisim. Cok iyi degilmisim, hic iyi degilmisim, biriymisim ve cisimlestigim, cisimlestirildigim bu bedenin icindeki sahsiyeti ikicil ayrimlari reddederek var etmeye calisiyormusum. Eyvallah.
Sen'i aradigimi zannediyordum bir yerlerde. Ben'in asilamayacagi dusuncesine tahammulum artmisti. Sizden bize giden yolun senden gectigini dusunuyordum. Hala dusunuyorum gerci ama sen de sekil degistirmis gibisin. Bu yazinin seninin aslinda bir ben oldugunu ve benim bu ben'in okuyus anini bilmedigimin farkinda misin? Asmaya calistigim bu uzakliklarin berisinde seni ozlemeyi isterdim, bunu hayal edebilir misin? Umursamazligimin bir parcasi olmaya tahammul edebilir misin? Dokunulmak istiyorum aslinda, cok cocuk bir arzu bu. Kendimi dusundugumu zannederken, kim oldugunu dusunuyor bulusum kendimi peki... Bu beni kahrediyor ama ayni zamanda en kadin andir bu. Anlayabiliyor musun?
Gaiaya donseydik bir gogumuz olabilirdi bizim de****. Duragimiz var yine de. Bekleyebiliyoruz. Sabir tukendiginde bilahare munferit bekleyislerde ayakta kalabiliriz. Yer verebiliriz.
Bu kavli kendime isteyebiliyorken henuz, bari vereyim gitsin.
*Ahmet Telli, Buradayim Sozumde, Cocuksun Sen, Everest, 2004, p.16
**http://www.palim-psao.fr/
***Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikasi, Ayrinti Yayinlari, 2010, p. 100
****Didem Gulcin Erdem, Ayin : el avlusu X, Olmayanim Icinizde, Everest, 2012, p.21
Onemli seyler soyleyecegimi dusunmuyorum bu gece. Duyulanlarin ya da okunanlarin onemli oldugunu dusunmesini istedigim insanlari da dusunmuyorum. Kendimi dusunuyorum. Sarabin yumusattigi kicimin ustunde, dusen bakislarimin altinda, cok duvar gerisinde, bazi duygularin otesinde, sonucunda ve sayesinde buradayim, sozumde, yanlissa da bu istasyon*. Biriktirdigim birkac siir kitabinin ortasinda cikmaya calisan sozcuklere izin verememenin rahatsizligini yasiyorum. Belki cikacak soz yoktur diye dusunmekten korkuyorum, insan dusuncesinden nasil korkar? Neden korkar? Bunlari korkarak dusunmek istemiyorum.
Haksizlik etmemeli. Dondugumden beri korkularim azaldi sanki. Dissociation**'u fark etmeden yasamaktan korkuyordum mesela. Olu bedeni, sakladigi tum diger kayip gondergeleri*** yok sayarak tuketiyorum bir aydir. Umrumda degil cizgisini oyle yukselttim ki kalbimin sarildigi kadini bacagimi actigim adamin gogsunde aglayarak akitabiliyorum. Olmadigim insan olmaya calistigimin fark edilmesinden korkarak erkeklesirdim, ne demekse bu, cok sey demek aslinda ama anlasilmamasini bile umursayamiyorum su siralar.
Cok kucuk adimlar atmak istiyorum. Okulum, isim ve evim arasinda dusunmeye yetecek yurume mesafesi bile yok. Train train quotidien 'den korkardim, ayak yoluna dustum. Anlasilmiyor olmaktan korkardim, anlatma derdinden sogudum. Diyemezdim, demez oldum. Daha 2 ayim dolmadi, yurek doldu, buraya tasti. Sizin ne dusundugunuzu birakin da dusunmeyeyim.
Bazi yaralar tuttugu kabuklar soyuluyor mu diye bakildiginda yeniden kaniyormus. Soylenmek istenenler dinleyenlerin anlayabilecegi sekle sokula sokula epriyor, ama eskimiyormus. Dil bilemese de, dokemese de, kaydediyormus. Teknoloji caginin cocuklari olan bizler, biz demenin goreceli cok guzelligini anlayamiyormusuz. Batiya baka baka, tusuyle kakasiyla ona benziyormusuz. Benzedigimizi dusundugumuz seyin var olduguna inana inana yaratiyormusuz da onu. Sonrasi allah kerim diyormusuz, aman neyse diyormusuz. Ben simdi boyle diyorum ama aslinda hicbir sey demiyorum cunku icerlerde bir yerlerde, umursayamiyorum. Yasam bir sekilde gececekse aci cekenin yamacinda gecsin ama ben cekmeyeyim diyorum. Cok zormus aci cekmek, uzak olmak, yabanci olmak, baska olmak, oteki olmak ve oldugunu bilerek olmamaya calismak. Felsefe meger bilememe sevgisiymis.
Nasil uyuyorsunuz sokaklarda? Nasil atlatiyorsunuz tecavuzlerinizi? Nasil sineye cekiyorsunuz asagilanmayi, hor gorulmeyi, onemsenmemeyi, insan degilmissiniz gibi davranilmayi ? Nasil yasiyorsunuz ayriliklarinizi, olumlerinizi, kayiplarinizi, hastaliklarinizi? Nasil para istiyorsunuz yabancidan en yabanci halinizle, en yabanci sizmis gibi davranilirken? Birbirini mi dengeliyor bu yasantilar? Siz de mi umursamiyorsunuz? Siz de mi yok sayiyorsunuz? Sizin dissociation'unuz bizim yarattigimiz bolunmusluklerin sonucuyken, sizinki hayatta kalma stratejisine nasil donusuyor? Benim biz dedigim de kim oluyor? Ben dedigim neyin nesi? Yolda duzulen kervan misali... Peki geri nasil donuluyor?
Oh be! demek... Ben bu melankolinin cocuguymusum. Ben bu sorularin, bu sucluluk duygusunun, bu elden gelmemenin, bu bilinemeyenlerin, bilinmedigi zannedilerek kendini rahatlatmalarin, geceleri yorganlara sarilarak omuz agrilariyla uyanarak cenin uyuyanlarin soyuymusum. Kalkisilip bitirilemeyenlerin, mercekte bakilip gidilemeyenlerin, ince dusunulup yapilamayanlarin, sevip de dokunamayanlarin havaninda dovulmus, harmaninda kavrulmusum. Kendi ismi verilen bir sey olduguna inandigi kimligi bulamamanin acisiyla -belki- bir seylere benzeyenlerdenmisim. Cok iyi degilmisim, hic iyi degilmisim, biriymisim ve cisimlestigim, cisimlestirildigim bu bedenin icindeki sahsiyeti ikicil ayrimlari reddederek var etmeye calisiyormusum. Eyvallah.
Sen'i aradigimi zannediyordum bir yerlerde. Ben'in asilamayacagi dusuncesine tahammulum artmisti. Sizden bize giden yolun senden gectigini dusunuyordum. Hala dusunuyorum gerci ama sen de sekil degistirmis gibisin. Bu yazinin seninin aslinda bir ben oldugunu ve benim bu ben'in okuyus anini bilmedigimin farkinda misin? Asmaya calistigim bu uzakliklarin berisinde seni ozlemeyi isterdim, bunu hayal edebilir misin? Umursamazligimin bir parcasi olmaya tahammul edebilir misin? Dokunulmak istiyorum aslinda, cok cocuk bir arzu bu. Kendimi dusundugumu zannederken, kim oldugunu dusunuyor bulusum kendimi peki... Bu beni kahrediyor ama ayni zamanda en kadin andir bu. Anlayabiliyor musun?
Gaiaya donseydik bir gogumuz olabilirdi bizim de****. Duragimiz var yine de. Bekleyebiliyoruz. Sabir tukendiginde bilahare munferit bekleyislerde ayakta kalabiliriz. Yer verebiliriz.
Bu kavli kendime isteyebiliyorken henuz, bari vereyim gitsin.
*Ahmet Telli, Buradayim Sozumde, Cocuksun Sen, Everest, 2004, p.16
**http://www.palim-psao.fr/
***Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikasi, Ayrinti Yayinlari, 2010, p. 100
****Didem Gulcin Erdem, Ayin : el avlusu X, Olmayanim Icinizde, Everest, 2012, p.21
4 Ağustos 2017 Cuma
Evren
Dizlerimde gecmis dususlerin yaralari acilmaya basladi. Pesinden kostugum yaban arisinin ignesini biraktigi insanin can acisi bana yeni yetisiyor olmali. Cocuktum. Sukunet ihtiyacima comak sokmasini hazmedememis, cussesizliginden bihaber kalkistigi gurultulu eylemin gerektirdigi cesareti barindirabilmesine hayran kalmistim. Fakat amaci sonucum, eylemi sebebim degildi. Her insanin kendini kaybedebilmek icin tutundugu bahaneler vardir ama evren kendi kaosunda sekillendirdigi anlik ahenk durumlarinda karsilasabilen ve birbirini taniyabilen canlilari nedenselliklerinde barindirir. Yaban arisiyla iliskim de boyle basladi.
Sanilanin aksine, yaban arisi soktugu ilk canlida ignesini birakip doganin insan-bilinci-disi devinimine karismaz. Etcil oburlugu, ignesini zerk ettigi avini felc birakip, avcik nefes alirken afiyetle midesine indirmesine sebep olur. Eskiyadir, hayduttur, canini kurtarmak icin can almaktan içtinap etmez. Hacminden buyuk saldirgani curutur. Lakin kendi avcisinin sinsiligini aksettirebilmesinin, disaridan olmek gibi gozuken eylemsizlige gecistense yasamayi secmesinin bir getirisidir bu. Baska secenegi de yoktur, cunku yaban arilarina olasilik dersi verilmez; katillige kosullandirilamaz ve intihar eylemleri planlayamazlar.
Gelgelelim evren-bilinci, neticesiyle es zamanli var olabilen bir yayilmacidir ve hayvanlar alemine tumden gelir. Sukunetime hic hesapta yokken balyoz vurmasinin kalbime dusurdugu toz toprak ayagimin altinda geriye cekildiginde ve beni ucusunda tokezlememis yaban arisinin pesinden kosmaya itelediginde evrenin kendi kaosunda sekillendirdigi anlik bir ahenkle birbirimize baglanmis bulunduk. Durmuslugumu bozdugu icin benden, durmuslugumu bozmuslugunu fark ettirdigim icin kendisinden utanmis olmali ki igneyi ne kendisine ne bana, can acisi dizlerime yeni inen bi adem-havva evladina batirmaya gitti. Yani hayatindan bir sokum daha eksilmesine sebep olmama sebep olmus gorundugu ama sukunet arayisimdan habersiz oldugu icin masum kalan yaban arisi, dogaclama goturdugu intihar hedefine bir kanat daha yaklasmis oldu. Dogaclama goturdugum intihar hedefimin planlanmamis bu basarisizligi yasamin her mili-salisesinde reset atilan bir olasilik hesabindan bir secenek azaltarak olene kadar gecirmem gereken surenin bir degil bircok an kisalmasina sebep oldu. Bakis acinizi yeniden konumlandirabilirseniz kisalan zamanin integrali evreni verecektir.
Uzun lafin kisasi, hepimizin hikayesi ayni ama tum arilar yabani, her enik savruk degildir. Bazilari evrenin dış-sız ahenginde kendilerini baska bazilarina okutabilir .
5 Haziran 2017 Pazartesi
Chalvagne anilari 1
Bir deneyim, bir yolculuk, bir paylasim, ani
anda yasamak.
Atesin etrafindayiz, kendimi bas koseye
konumlanmis hissediyorum. Ucgenimiz uc tane dortgen haliyla ates cemberini
cevreliyor. Birinde iki kisi, birinde bir kisi, bir arada zaman zaman
butunlestigimi dusundugum biri, ve bir ben.
Karavanin yaninda ozenle ayrilmis yoldan gecip caliliklarin arasindaki siginaga variyorum. Herkes coktan yerini almis ve alanimi benim icin secmis. Sukran duyuyorum cunku istemsiz temas zorunlulugunu ortadan kaldiryor konumlanacagim yer. Ardimda nehrin sesi, onumde kivilcimlar.
Karavanin yaninda ozenle ayrilmis yoldan gecip caliliklarin arasindaki siginaga variyorum. Herkes coktan yerini almis ve alanimi benim icin secmis. Sukran duyuyorum cunku istemsiz temas zorunlulugunu ortadan kaldiryor konumlanacagim yer. Ardimda nehrin sesi, onumde kivilcimlar.
Hava karariyor. Ates farkli dallarla yanan ayni ates ama isigi bir baska parliyor. Hipnotize olmus hissediyorum, ona yaklasmak, dokunmak, harmonize olmak ve dansina es olmak istiyorum. Ona guven vermem gerekiyor. Ritmini kabul ediyorum. Var olma halim onu zorunda birakmasin.
Dua etmek istiyorlar, dualarini bilmiyorum, ben
hicbir duayi dilimden soylemedim. Heyecanlarina ortak oluyorum, Haydi! Muzik
aciyorlar, kulagima muzik olan ses oyunlari… muzik dedigimde aliniyorlar. Dua
diyorum, nasil bir dua bu? Eslik ediyorlar, sozlerini anlamiyorum. Surekli
tekrar ediyorlar, ates onlarin tarafinda gibi, guveniyorum. Kendimi ona
birakiyorum, titresimlerine kapiliyorum. Ses tellerimi onlarla ayarliyorum, ses
tellerimle dinliyorum. Katilmak istiyorlar, tekrar ediyorum. Once melodiyi
ogreniyorum, sonra ses hareketlerini, sonra heceleri ve titresimlerine
alistigimda kendimi birakiyorum. Hatalarim onemli degil, surekli tekrar
ediyoruz, istedigim kadar yanilabilirim, denemenin bir parcasi bu ve
ogreniyorum. En douceur.
Amin.
28 Mayıs 2017 Pazar
nomencollectivum
Buradaki hayatimdan bahsetmek istiyorum biraz. Zira yazmayi hep kendine yazmak, kuyularina inmek, magmasini harmanlamak ve topragini beslemek olarak goren biri olarak, evrimimin baska yollara koyulma istegini gozlemliyorum bu aralar. Degisim, degistirdigi seyi arkasinda biraktigi icin degil ama kendisini ona eklemlendirdigi icin... Fransizca yazdigim bir blog edindim kendime yakin zamanda. Sayesinde dilin, insani anlatirken ayni zamanda onu nasil yazdigini deneyimliyorum. Baska bir Ayça gibi gorunen ve Ayça'nin zamansal var olusuna eslik etmemis okuyucularin Ayça olarak isimlendirdikleri bir yazar yasiyor orada. Oysa ben hic dirilmedim...
Kelimelerin icimden disari akarken aklimi ve kalbimi yataginda surukledigini dusunurdum onceden. Benden giden bir seyler varmis gibi, ulasma eylemini amac edinen bir hareketler toplulugu... Anlamini bende olusturup tasan, kelimelesme surecini engelleyemedigim, engelleyemedigim icin de baska-bir-sekilde-degil-de-boyle var olan bir Ayça'nin dogurdugunu dusunduren sozcukler... Kaynagini Ayça'dan alan ve Ayça'nin aktardigi tumceler. Siz beni boyle goruyor olmalisiniz. Oysa ben, Ayçayla simbiyoz bir yasami paylasiyorum. Ve tipki Ayça gibi, "ben" de baska benlerle beraber var olusunu anlamaya, aktarmaya ve bu arada yasamaya calisiyor. Birbirlerinin kontrolunde olmaya ihtiyac duymayan personalar, tekellestirilebilecegi dusunulen Ayça'ya atfediliyor. Sorun degil, yillardir tasidigim bu isme sevgiyle bagliyim, atfedebilirsiniz.
Kelimeler benim icimden gelip benim tarafimdan disariya aktarilmiyorsa, yazinin kaynagi ve yazari farkli varlik mecudiyetleriyse, ve buna ragmen siz okuyanlar yazani yazar olarak saptiyorsaniz, sizin uzerinizdeki etkimi (ben kavrami ve onun aitlik ekleri bundan boyle 'ben'de birlestirilmis bir varlik topluluguna isaret edecektir) yazan uzerinde yapabilecegim degisim tepkimeleriyle yonlendirebilirim. Daha dogrusu, zaten ola-gelen ama bilincten bagimsiz hareket eden bir eylem semasini bilinclilik halinde keyfimce bicimlendirebilirim. Yani Ayça'yi anlattigi varsayilan dili kullanarak Ayça'nin size gorunme bicimini sekillendirebilirim. Yani Ayça'yi okuyan ve okuduklarini O'nu anlamlandirma olcutlerine dahil eden okuyanlara, gorunmesini diledigim tarzda bir Ayça sunabilirim. Var olusun kendisi baskasinin duyusunda var olmak oldugu hususunda benimle hemfikirseniz, Ayça'yi yaratabilirim. Insan kendi kendisinin tanrisi olabilir mi bilmiyorum, aradiginiz tanriya gore sorunun cevabi degisecektir ama yazan kendi kendisinin tanrisi olabilir.
Isbu yazi teorik olarak kendisini sirtlayabilir. Pratik olarak yarattigim Ayça'yi ne ile harmanlayabilirim? Yazar karakter yazarken ona duygulanim sekilleri, refleks bicimleri, dusunce semalari yukler. Insan'a benzemesi icin ve okuyucunun karakterle sempati kurmasini saglamak icin gereklidir bu. Yazar hangi maddelerin bileskesini kullanacagini secme zorunluluguyla karsilasir boylece. Sonuc her zaman ongorulebilir degildir bu durumlarda, olay akisinin gerektirdigi tepkisel durumlar karakterin kendi kendisini yaratma surecini beraberinde getirir. Karakterin kendini yazmasi yazarin deneyim hafizasi ve dusunce semalarinin limitleriyle sinirlidir yine de. Nihayetsiz ozgurluk bir iluzyon, uydurma insanlar icin bile. Yine de yaklasilamaz degil, cunku yazarin karakterlerine sunabilecegi cok buyuk bir armagan var: kendi tekil varligindan ve degismeyecegi varsayilan yasam prensiplerinden siyrilip tecrube seruvenciligi yapmak.
Ayça'nin kendisini, kendi kendini yaratan bir dunya karakteri olarak gordugu fikrini icsellestirdigimde (ki bu bilince gelme ani lise, bilince yerlesme aniysa fransizca gunluklerine tekabul ediyor, yillar suren bir kavrayis sureci anlayacaginiz), turlu turlu yasam alanlarinda yetistirilen, kendi icsel catismalarini bir digerine bagimli olmamak adina kendi kendilerine cozmeye cabalayan personalarimi arkadas edinmeyi denemeye karar verdim. Buyudugum toprakta yaklasamadigim, ama buyumekte oldugum meydanlarda tanistigim ozyonetim teknikleri sayesinde, simdilerde birbirimizi dinliyoruz. Olay akisinin gerektirdigi tepkisel durumlarda nasil davranacagimiza beraber karar veriyoruz. Birbirimizin deneyim hafizasi ve dusunce semalarini ortak kullanima actik ve iletisime girdigimiz diger "ben"lerin duyularinda nasil var olmak istedigimizden, dogumdan olume gecen zamani doldurdugumuz dunyevi mahzende ani paylastiklarimiz karsisindaki sorumluluklarimizdan ve anini paylasamayacaklarimiza nasil bir "maddesel egilim" birakmayi arzu ettigimizden konustugumuz atolyeler duzenliyoruz.
Anlayacaginiz, Ayça'nin sahip oldugu kimlik uyeliklerinden bahsetmiyorum. Ben'in icinde kendini yasatan azalardan da soz etmiyorum cunku icinde bulunulan bir ben soz konusu degil. Bedensel maddeselligi kendi suzgeclerinden gecirerek yorumlayan ve gerceklestiren, kendi butunselliklerinden yoksun, ortak yasam alarinda iletisen, birbirlerine her seyden once sevgi ve anlama istegiyle yaklasan (sevme ve anlama eylemlerinin muadil tanimlari olan sozlukler mevcut) benler kendilerini t1 aninda Ayça olarak gosteriyorlar, hepsi bu.
Buradaki hayatim iste, biraz da boyle geciyor.
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz icin.
11 Aralık 2016 Pazar
Buralarda yazmak eylemine pek deger veriliyor ama ne yazdigin hakkinda konusmani istemiyorlar. Ben de onlara anlatmiyorum zaten. Kimse dilimi bilmiyor. Siz sevgili cekirdek citleyicileri, siz biliyorsunuz. Biliyor musunuz? Tanimadigim bir kafenin tanimadigim duvarlari arasinda, tanimadigim sandalyede cok tanidik kicimla oturuyorum. Politik muhabbetlerden hoslanmayan insanevlatlarinin kulak zarlarina suikast girisiminde bulunuyorum. Ne yazik sesleri kelimeye dokememek. Ya da duygulari. Kendi hislerini dinleyebilmeyi kitaplardan ogrenebilir insan. Evet.
Su anda bilincakisi yapmaya ihtiyacim var sanirim. Hem Turkce yazmayi ozledigim icin hem de daha once de basvurdugum bir stratejiyi yenilemek icin. Tek sorunum kendi dilimi o kadar da kolay kullanamiyor oldugumu gorup uzuluyor olma halimin farkinda olmam. Sadece uzuntu icinde kalabilseydim stimule edici olabilirdi ama bilinclilik hali akiskanliga ket vuruyor. Sanirim her strateji kullanicisinin tam kontrolunde kalmiyor. Cabama saygi duyulabilir yine de. Ben duyuyorum, simdilik.
Muzigin gucunun kafe sahibinde olması cok aci. Su an sadece kulak zarima degil muzik hafizamin ve hucre titresimlerimin tamamina bombali saldiri duzenliyor. Yaratici olsaydi yenilik arzuma kalaylayip kabul edilebilir bir sekle sokabilirdim ama tatsizca tekrar yuklu ve beyin eritici. Kulaklarimdan akan yapiskan rasyonelligi sezebiliyorum, sin-si-ce-i-ler-li-yor.
Koprucuk kemigi neredeydi hatirlamiyorum. Bu hafiza kaybinin nedeni bilimsel koksuzlugum mu yoksa islemeyen demir pas tutar hesabinda kendini temizleyen kelime dagarcigim mi emin degilim. Tatli bir yani da yok degil bu hissiyatin, itiraf etmeliyim. Bilmiyorum kac gun oldu, cekic, ors ve uzengi dedim kendi kendime, durup dururken, agzimdan cikan baglantisiz sozcukler, kendi anlamsal iliski aglarindan tamamen bagimsiz olarak dilime, ordan da dunyanin ses haznesine dokulduler. Kendi kendime durumumla alakasiz kelimeler fisildadigimi anladigim saskinlik durumundan kurtuldugumda, yarisi isci teri yarisi toprak kokan bu basit kelimelerin aslinda birer (ve bir) anlamlarinin oldugunu, bu yetmezmis gibi bir de benim bu anlamlari bildigimi fark ettim. Aydinlanma aninin tadi bir baska ama trajik etkiler baskin gelebiliyor. Yabanci dil ogrenirken mesela, bir kelimeyi biraz icgudusel olarak cumle icinde kullandigin zaman onu ogrenmis oldugunu fark edip gulumsuyorsun (insanlar da genel olarak mutlu biri oldugunu dusunuyorlar - bunu konusma eyleminin istes kokune dayandiriyorum-). Ama zaten icinde buyudugun ve ugruna bebekligini heba ettigin bir dile ait kelimeleri bildigini fark etmek asalakliktan baska bir seyin gostergesi olmasa gerek. Ya da sadece fazla uzaklarda yasamanin etkisidir.
Kendimi bildim bileli demeyi oyle ozledim ki, bu kelime toplulugunun aslinda ici bos bir kutuk kadar bile ses cikaramayacagi bilgisini umursamiyorum( bkz. kutuk orneginin tutarli olmadigini umursamayisim). Sanki kendini bilmeme anindan bilme durumuna gecis lokalize edilebilirmis gibi. Turkcemizi yabanci dil etkilerinden kurtarmamiz gerektigini ilk okuldan beri suratimiza carpiyor oysa agzi kurt tutunu kokan edebiyat ogretmenlerimiz. 1071 Malazgirt zaferinden beri neler gordu gecirdi bu topraklar, kac azinligi gozunden sevdiler, bilmeseniz -de olur - diyemedikleri icin... neyse, beceremeyecegim. Fazla "zorunluluk duygusuyla" yukleniyorum boyle konularda. Evet.
Kendi kendine konusmanin bir sikinti teskil etmedigi, ustelik kimsenin seni garip insan olarak yaftalamadigi (oyle degil mi?) tek alanim olan bu elektronik yazi tahtasinda ellerim tuslar uzerinde boylesine akici ve hizli dolasirken beynimin aktardigi kelimelerin art arda diziliminin bi anlam boslugu, duzensizligi, karmasasi ya da basitce boktanligi yaratip yaratmadigini umursamadan, cumle dusukluklerimi kaale almadan, kaal sozcugunun var olup olmadigini varsa boyle mi yazildigini sorgulamadan, parmaklarimin hareketlerine neredeyse izleyerek tanik olmak, onlar kipirdanirken nefes alip verdigimin farkinda olmak, sigarayi birakmaya calismak -aktarimda kopukluk veya nikotin parazitligi- saniyelerdir durmadan ses cikariyor olmam ve aslinda bu yazdiklarimin bir anlamlarinin olup olmadigini -eminim- surekli sorgulayan arkamdaki koltuklarda oturan insanevlatlarinin varliklarindan biraz hosnut ve biraz rahatsiz bir sekilde yazmaya devam ediyorum ve TANRIM BU NE KADAR DA RAHATLATICI!
Tanri varsa, yani doga
her akilda yeniden doga doga
bir gun elbet olecektir.
27 Eylül 2016 Salı
Firtina durmus gibi,
sessizlestim.
Kendini sevmiyorsun. Var olusundan
sikayet ettigin icin degil, kendini maddelestiremedigin icin. Baskasinin
gozleri olamadigin, iliskilerinin toplamina anlam veremedigin, tarihini noktasallastiramadigin,
bilimini yapamadigin, sonucunu yazamadigin, deneyini sartsizlandiramadigin
icin. Ulasamadigin icin. Oyle cok birakip gitmis ki seni, tekrar tekrar, gun be
gun, sofrada, otobuste, basucunda, yalnizliginda, sevisirken, kanarken,
buyurken… Kendini sahiplenebilmek icin ellerinle dokunmak isteyisin bundan
olmali. Sen de tuttun, beni sevdin diyelim…
Kendimi sevmiyorum. Var olusumdan
sikayet ettigim icin degil, sevmenin bir turunu hafife aldigim icin. Benim gozlerimdeki
cogul insanlik sevmeyi ask romanlarindan, romantik filmlerden ve sevgililer
gunu hediyelerinden ogreniyorlar. Yalnizca sahiplenebildiklerini,
maddelestirebildiklerini, siniflandirabildiklerini, taniyabildiklerini ve
kendilerini istedikleri gibi tanitabildiklerini, evcillestirebildiklerini,
kendilerini sessizce, kurnazca, ve farkinda bile olmadan donusturebilenleri
seviyorlar. Ben sevmeyi, kaybetmek istemedigim icin zincire vurdugum kopek
eniginin buldugu ilk ozgurluk aninda geri donmemek uzere uzaklasmasini izlerken
ogrenmisim. Kimseyi yitirmemek icin, kendimi yok etmisim boylece. Kaybettigim
sevgiye oyle aglamisim ki, illa sevilecekse eger sevmenin kendisini sevmeye karar vermisim. Bulutlarda
yasadigim icin degil ama kufrederken, acilanirken, terk ederken, ozlerken,
savasirken, direnirken, gormedigim, dokunmadigim, varligimdan haberi bile
olmayan yasam alanina dahil olan Her Seyi sevmeye devam edebilmek icin.
Ben yani, Sen’i sevemem,
ozellesmis varligini evrenden ayirt edemem, maddelestirip kendimi esitledigim
hissî butunlukten soyutlayamam, diger ‘ben’ lerle arana nicel goreceli deger
farki koyamam, maddesel ortakligimiz evren'selligimizden ustunmus gibi davranamam. Kendimi kandiramam. Ben zincire vurulsa ol'maz, vurulmazsa durmaz iken... Sen benim seni terk etmeme ihtimalimi severken...
Goruyorsun, her tutku birlestirici degildir ama her seye ragmen yildiz tozu degil miyiz ikimiz de? Sorsam, simdi papatyan ne diyor?
Goruyorsun, her tutku birlestirici degildir ama her seye ragmen yildiz tozu degil miyiz ikimiz de? Sorsam, simdi papatyan ne diyor?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)