11 Mart 2014 Salı

Hilâl

İnceyse de göz alır
gözümde sarhoş bir kesik
kim saçımı güzel okşarsa
ona aşık olacağım
Malulen

Uzamsız bir devinimde salındım,
geldim
tahminen
avcum göğe düştü
dipsiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiz
kırıldım
sehven.

Dahilen işaretlendim
kumsuz bir çöl
topraksız çınar
kuruyorum
kelâm-ı lâl

Üzüm gördüm
ezildim
müphem gururda malaz
sürüldüm
kâmilen

Silkelendim döküldüm
ıssız düşüp durul'dum
tercihen

Temsili firari yosma
haricen

Tahsilen.

10 Mart 2014 Pazartesi

mektup

Bu bitmemiş bir mektuptur.
Biliyorum okuyorsun. Okuyan gözlerine özlem çalmak için diziyorum sözlerimi. Bizden geriye kalanları savurmak için çöle, bizden geriye ne kaldıysa...
Adını yazıyorum, ilk aşıklar öyle yaparmış. Şaraba tadını verdim, hiç bilmedim ki. Bu gece, varlığım açık oynuyorum. Sana perçinlediğim ben, benden koptukça senden de gidecek. Kaybolmaksa ardı ardına üfürdüğüm küllerim, bağışla, soluğumu kaybettim. Tükür sessizliğime, taşıyamıyorum. Adın, orucum.
Parmağıma taktığım bir yüzüktür sensizlik ve artık gusulumde dahi terk edemiyorum. Eksiğim, yoksulum, hissizim, kayboldum, gözlerime yüklediğim bir kağnının çektiği acıları sunuyorum, elimden bundan ötesi gelmiyor. Bağışla, yalnızlığına susuyorum.
Hayat kararlar düzleminde seksek oynayan bir çocuğun taşına denk gelen sayıyı sevmesine ve tek ayağı noksan secde etmesine göz yumuyor. Hayatı elimle çizebilmeme güveniyorum hala. Çocuğum, ikimiz de biliyoruz ve çocukluğum seni de küçültüyor. Bağışla, çok yanlışlı bir odanın ardı ardına açılan kapılarını örtmeye çalışıyorum hala ama bir kerenin alışmışlığı geçit vermiyor açık tuttuğum kapılara. Ben hala açık kapılarla uyuyorum soluğunu duyayım için ama çöl bu, rüzgarı bol, gecesi soğuk, güneşi kavuruyor gündüzlerimi ve ben suyu tanımlanamamış bir okyanusun zenginliğinde nefes almaya çabalıyorum. Ciğerlerim nefes arıyor. Direniyorum. Direnemiyorum...
İsa'yı öldüren çarmıh değil çiviydi, bilemedik.Çivi değil karşısına geçip karşı çıkmadan ölümü izleyen insanlardı, bilemedik. İnsanlar değil şir'di, şir değil yoksulluktu, yoksulluk değil yoksunluktu bilemedik. Çarmıhımda ölümümü bekliyorum gelmiyor. Ölemiyorum. Gidemiyorum. Susamıyorum. Vur beni.
Yaşıyorsun, yaşıyorum, yaşam kandırmaca. Yaşam bir avuç ölü toprağına sarınıp yoksunluğu beklemek. Gelmiyor. Ölemiyorum. Tekrarları sevmiyorum, tekrarları seviyorsun. Tekrar tekrar dönüyorum yoksunluğuma, bağışla beni, sözünsüz yapamıyorum. Sözünle de yapamıyorum. Geçmişime dön ve bırak beni. Geçmişine dön ve terk et hayatı, güneşli günler göreceğimize inanıp terk edilmemiş bir yazda buluşalım. Bul yolunu, neden bulmuyorsun!?
Midem bulanıyor çünkü insanım. Kaşlarım uzuyor, bıyıklarım onlar kadar gür değil neyse ki, insanım ve insana dair her şey kabul edilebilir. Neden mi özlüyorum, kara gün ışığım, işte bu yüzden. Dostluğunu özlüyorum, bir ömür garantisi. Rahatsız et beni, cevherimi çoğalt, anlam ver, yaşat, içine çek beni.
Öyle imkansızsın ki..
Öyle yalnızım ki. Öyle anlamsız ki hayatım hayatın hayatî gerçekliği içinde. Öylesine yakınım ki ucu bucağı görünmeyen yarlardan gözümü kırpmadan atlamaya, gerçekliğe tutuşturulmaya ihtiyacım var benim. Yanında yaşlanmaya ihtiyacım var, ama ona daha çok var... Sensiz burda seninle kurduğum hayatta, Taksim'de bir çift siyah ayakkabı için tartışan üç çocuk var, Galata'nın her evinde üflemeli bir çalgı var, viski bardaklarında susuzluk var, ölüm var, kitaplarda altı çizili cümleler var, elim ulaşmaya gidiyor, gözlerim düşüyor, yüreğim büzgün, yokluğun göçüyor içimden bir garip barut izi bırakarak ellerimde ve tek tek avlıyorum kuşlarını. Bağışla beni, yağmur sesimsin sen benim. Yüreklenemediğim anlamları gömüyorsun. Depremlerim kuşkucu, ve temsili aşkların savunmasını sende buluyorum. Bırak beni gideyim gözüm.
Bir çöl yangınısın ki söndürmekle erişilmez sonuna.
Bencilim sözlerim bitmiyor, zaten bitmeyecekti kalbi sızlatan acı. Yabani gül fidanı, ağabey, sarhoşluğum. Bendir vurduğunda aklımı alelade bir sis sarıyor.
Sesini konuşturuyorum bazı. Söylemiş gibi söylenmemişleri ve söylemezmiş gibi söylenemeyecekleri. Başımı nereye koysam orda oluyorsun. Nerede terlemişse emeğim orada. Ayrışıyorsak karşımda ve bekleşiyorsak yanımda. Nerde imkanlıysan ve nerde imkansızsan aslında. Bensiz ezgiler bulduğun ve şiirler yazdığın evrende, adını dinim belliyorum. Bağışla günlüğümden bir parçadır bu sayfalı boşlukta. Adresine ulaşmadan geri dönen ve aklımı örümcekleyen..Kolay değilse sevdalanmak, dönüşü olmayan mektuplar yüzünden.
Sakın, yalvarırım yazma bana. Kendimi ulaştırmak uğrunda bir garip ayak izi kalsın sözcüklerim ve kimse görmesin bu yarayı senden başka. Nefesine susuyorum. Paylaşıp varlığını ecnebi sığınaklara, yokluğunu da öldürüyorum.
Ne olur, beni bahar hatırla...

3 Mart 2014 Pazartesi

Haydi tekrar başlayalım.
Gece doğurmaktan usanmayan bir filozof gibi. Ben de baş ucunda terini siliyorum. Acısını dindiremeden ve yanıbaşında kendime acılar yavrulayarak. Sorular parıltısız yıldız kümeleri gibi birbirini yüzlerce noktadan keserek öbekli. Cevapsa yaşamı kolaylaştırmak için uydurulmuş bir sözcük. Bir nevi kandırmaca. Tatmin arayışı. Bütünsel huzura erişmeye çalışıyor gece, değdiği her anı da bataklığına gömüyor bunu yaparken. Bilmek aydınlanmak değildir. Işık gecenin eksikliğidir sadece. Örtünememektir. Kandırılmaktır. Göz boyamasıdır. Duvar süsüdür. Yalanlara inanmaktır, hatta onları doğrulamak için bahane aramaktır. Çıplaklıktan korkmaktır. Algılayamamaktır. ve galiba mutlu olmak. Mutluluğun mutlak zirve olması ne garip ve ne acı. Yapay kokuyor oysa mutluluk. Kör ediyor. Sakinliği öldürüyor. Gürültü yapıyor. Farkına varamadan temizleniyorsun. Balıkların hızlanıyor ve belki de aç kalıyor güçsüzleri, engelleyemiyorsun. Toprağına tutunamıyorsun. Kayganlaşıyorsun ve aynılaşıyorsun. Üstelik ayırt edemiyorsun.
Yapışkan bir sızının nazlı kaşıntısı bu. Umursamaz ve güzelce rahatsız ediyor. Bölünmenin ilk evresinde seçenekler sunuyor ve ihtimali en yüksek olanı, aslında gerçekten onu istediğini fark ettiğini sanarak seçtiğini zannettiriyor. Gücün kolaya yetiyor ve gidiyorsun. Ben gecenin çocuğu olmak istiyorum.
Bir rüyaya yatıp kalp atışımı dinliyorum içeriden her gece ve her gece yeniden dolduruyorum boşalttığım denizleri. Girdaplar kuşatmasının arasında kalıp yalvarıyorum beni de alsın biri, biriniz beni de çeksin içine ve kara deliğimi benim için yaratsın. Ben güzel olmak istiyorum.
Boyumdan büyük hislere kalkışıyorum ve gözlerim de büyüyor. Sözlerle sarmalanıp yok olmak istiyorum. Ben sarhoş olmak istiyorum. Ben çok şey istiyorum ama gece beni garipsemiyor. Ben gecenin gözlerinde aç gözlü olamam çünkü gecenin gözleri yok. Gece beni büyütemez çünkü elleri okşamaya yok. Gece bana tuzak kurmaz. Gece benimle savaşmaz ve düşman olmaz. Ben geceyi kıskanmam çünkü ben geceyle ilişki kurmam. Çünkü geceyi ben yaratmadım, karanlığımı belki sadece. Ateş yakıyorum, duman çıkıyor. Bunun neresi normal?
Dürüst olmak gerekirse, dürüstlüğe inanmıyorum. Kelimeler riyakar, kullanılmış, öznesizce yüklü ve başka şansımız da yok.

28 Aralık 2013 Cumartesi

Aminler ve Dualar

Yalnızlığına..
İlmek ilmek sökülür çeyizin yüklü örgüsü
çıplak şilteye serili beden, inanç, yek düş
De,
yumaklanır mı artığın?
Yükselmeye
yenisine yerlebir harebenin
      taşından, serini duvarın!
İki sessiz gözle çöllenir.
Irmak olur akar turnalar göğsünde ve turnalar dumanlı.
Temkinli
uysal
Güneş yıldırır gülüş ve acısı.

İnsan doğabilir.
Küllerinden değil,
yeniden.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Geç kalma.

Çıkmaz sokaklara dayandığımda uçmayı öğrendim. Güvercinler salıyorum ayaklarında umutlar, göçüyorlar mı?

Üstüme boca edilmiş iyiliklerden ve gülücüklerden yoruluyorum. Kısmetse herkesi ve her şeyi terk edeceğim. Yapmacıklıklar. Misket misket vuruyorum hepsini. Canlarının yandığını bile hissetmeyecek kadar körelmiş samimiyetleri. İğreniyorum.
Başka bir hayat mümkün. Acılar üzerinden lağvedilmiş ikircikli bi hoşnutsuzluk peşinen yüzümü sarmalıyordu. Ele geçirildim artık. Tutsaklığa zincirlendim ve kaçamıyorum. Şaraplar ve duvar diplerine işeyen köpeklerle karşılıyoruz yeni günü ama ışığıyla zıkkımlandığım güneş bile deva olamıyor. Kaçacağım. Kendi sarmaşığıma tutunup yollanacağım. Temizlenemeyen ciğerlerime yeni bir nefes çekiyorum.
Sentetik alerjisi bu. Hangi zamanla düşünüyorum? Yüzeyselliği güzelleyen akıllarla savaşıyorum durmadan. Ne kadar beğenmiş duyan gözler benden için. Hangi ben ve hangi alacalı kuş yeryüzünde? Hangi elin hamuru ve kaçımız soyunun mavisine mahkum? Beden politikalarınız ve ayrımcılığınızdan tiksiniyorum. ANLATABİLİYOR MUYUM? Uzaklaşmalıyım.
Yığılma sokak toplayıcıları, tepkime hızını yavaşlatan sosyete atmosferi, sözleşilmiş paranoyak sevişmeler ve avazsız serzenişler kümesi. Azami telaşınıza fesatlık düşüren benim. Oyunlarınızla başa çıkamıyorum. Gösterinizin parçası olmayı kabullenemiyorum. Nefretim yoksunluğumdansa da var olmayı yöntemlerinizle becermeyi reddediyorum. İnsan bedeni, vahşi atlara, sümüklügillere, atmacalara, çakallara ve karpuzlara atfedilmiş ruhumla aranızda dolaşamıyorum. Bildiniz mi?
Tazyikli hislerimi kamçılıyorum, daha hızlı! Dolunayda şeffaflaşan manidar bir şiir ellerimi yalıyor. Tutuştum. Küllerimi ölü toplayıcılarına bağışlıyorum. Buraya yazılsın.
Tarihi geçmiş ne varsa halı altına süpürüyorum. Kendimden geriye kalmasın için buharlaşma dileğim var. Yeniden yaratmak çoğu zaman anlamsızlaştırır. Toparlamalıyım.
İçten içe sızdıran bi hayalim vardı bir zamanlar. Kendini feshetmekte başarıya ulaştı ve sürüncemede kalmayı çok iyi beceriyor. Yavaşlıyorum. Yavaşlamaktan korkuyorum. Yavaşlamaktan korkmaktan nefret ediyorum. Geri sayımım başlamış olmalı.

Muhacirini bekleyen bodrum evinin en küçük odasında kendimi asıyorum.

6 Ekim 2013 Pazar

Törpülere değmedikçe adı noksan
imlasız konuşlanmış zirveye zira
müzikli testerenin tadı ayrıdır
acıya değdiğinde.
İçli bir volkan gibi yanar
gidemem.

Dokunsa
Üstünkörü temasın ince sızısından
nehirler akar alıp başını
Bir gelincik göz süzer
kendini rüzgara verir
uçamam.

Geceyi uzatsa
nasır tutar gözleri
pas tutmuş karanlığı
demir sütunlara kenetler
sokak lambaları gölgelenir
örtünemem

tüneller perdelenir gülerse
meydanlar toplanır
sözleri kalaylanır hürlüğe
çekiç iner
kiraz belenir
kaçamam

Tutamam hesabını yokluğun
canı yanar
gün kendini kendine tamamlar
gündendi güneşe durur
düğünler oynaşır ve tabuttur sonu
canı yanar
canım yanar
sevemem
İçtimai yörüngede dizginlenemeyen
nadir ihtimaller köşesinden izliyorum 
aşkın ihtilalini zamana
nereye vardığımı görmeyeyim için
sarılıveriyorum toprağa
sözcüklerde sevişmek de yürek ister

Temennisi gün olsun şiirin 
adınla başlıyorum.