Yalnızlığına..
İlmek ilmek sökülür çeyizin yüklü örgüsü
çıplak şilteye serili beden, inanç, yek düş
De,
yumaklanır mı artığın?
Yükselmeye
yenisine yerlebir harebenin
taşından, serini duvarın!
İki sessiz gözle çöllenir.
Irmak olur akar turnalar göğsünde ve turnalar dumanlı.
Temkinli
uysal
Güneş yıldırır gülüş ve acısı.
İnsan doğabilir.
Küllerinden değil,
yeniden.
28 Aralık 2013 Cumartesi
21 Ekim 2013 Pazartesi
Geç kalma.
Çıkmaz sokaklara dayandığımda uçmayı öğrendim. Güvercinler salıyorum ayaklarında umutlar, göçüyorlar mı?
Üstüme boca edilmiş iyiliklerden ve gülücüklerden yoruluyorum. Kısmetse herkesi ve her şeyi terk edeceğim. Yapmacıklıklar. Misket misket vuruyorum hepsini. Canlarının yandığını bile hissetmeyecek kadar körelmiş samimiyetleri. İğreniyorum.
Başka bir hayat mümkün. Acılar üzerinden lağvedilmiş ikircikli bi hoşnutsuzluk peşinen yüzümü sarmalıyordu. Ele geçirildim artık. Tutsaklığa zincirlendim ve kaçamıyorum. Şaraplar ve duvar diplerine işeyen köpeklerle karşılıyoruz yeni günü ama ışığıyla zıkkımlandığım güneş bile deva olamıyor. Kaçacağım. Kendi sarmaşığıma tutunup yollanacağım. Temizlenemeyen ciğerlerime yeni bir nefes çekiyorum.
Sentetik alerjisi bu. Hangi zamanla düşünüyorum? Yüzeyselliği güzelleyen akıllarla savaşıyorum durmadan. Ne kadar beğenmiş duyan gözler benden için. Hangi ben ve hangi alacalı kuş yeryüzünde? Hangi elin hamuru ve kaçımız soyunun mavisine mahkum? Beden politikalarınız ve ayrımcılığınızdan tiksiniyorum. ANLATABİLİYOR MUYUM? Uzaklaşmalıyım.
Yığılma sokak toplayıcıları, tepkime hızını yavaşlatan sosyete atmosferi, sözleşilmiş paranoyak sevişmeler ve avazsız serzenişler kümesi. Azami telaşınıza fesatlık düşüren benim. Oyunlarınızla başa çıkamıyorum. Gösterinizin parçası olmayı kabullenemiyorum. Nefretim yoksunluğumdansa da var olmayı yöntemlerinizle becermeyi reddediyorum. İnsan bedeni, vahşi atlara, sümüklügillere, atmacalara, çakallara ve karpuzlara atfedilmiş ruhumla aranızda dolaşamıyorum. Bildiniz mi?
Tazyikli hislerimi kamçılıyorum, daha hızlı! Dolunayda şeffaflaşan manidar bir şiir ellerimi yalıyor. Tutuştum. Küllerimi ölü toplayıcılarına bağışlıyorum. Buraya yazılsın.
Tarihi geçmiş ne varsa halı altına süpürüyorum. Kendimden geriye kalmasın için buharlaşma dileğim var. Yeniden yaratmak çoğu zaman anlamsızlaştırır. Toparlamalıyım.
İçten içe sızdıran bi hayalim vardı bir zamanlar. Kendini feshetmekte başarıya ulaştı ve sürüncemede kalmayı çok iyi beceriyor. Yavaşlıyorum. Yavaşlamaktan korkuyorum. Yavaşlamaktan korkmaktan nefret ediyorum. Geri sayımım başlamış olmalı.
Muhacirini bekleyen bodrum evinin en küçük odasında kendimi asıyorum.
Çıkmaz sokaklara dayandığımda uçmayı öğrendim. Güvercinler salıyorum ayaklarında umutlar, göçüyorlar mı?
Üstüme boca edilmiş iyiliklerden ve gülücüklerden yoruluyorum. Kısmetse herkesi ve her şeyi terk edeceğim. Yapmacıklıklar. Misket misket vuruyorum hepsini. Canlarının yandığını bile hissetmeyecek kadar körelmiş samimiyetleri. İğreniyorum.
Başka bir hayat mümkün. Acılar üzerinden lağvedilmiş ikircikli bi hoşnutsuzluk peşinen yüzümü sarmalıyordu. Ele geçirildim artık. Tutsaklığa zincirlendim ve kaçamıyorum. Şaraplar ve duvar diplerine işeyen köpeklerle karşılıyoruz yeni günü ama ışığıyla zıkkımlandığım güneş bile deva olamıyor. Kaçacağım. Kendi sarmaşığıma tutunup yollanacağım. Temizlenemeyen ciğerlerime yeni bir nefes çekiyorum.
Sentetik alerjisi bu. Hangi zamanla düşünüyorum? Yüzeyselliği güzelleyen akıllarla savaşıyorum durmadan. Ne kadar beğenmiş duyan gözler benden için. Hangi ben ve hangi alacalı kuş yeryüzünde? Hangi elin hamuru ve kaçımız soyunun mavisine mahkum? Beden politikalarınız ve ayrımcılığınızdan tiksiniyorum. ANLATABİLİYOR MUYUM? Uzaklaşmalıyım.
Yığılma sokak toplayıcıları, tepkime hızını yavaşlatan sosyete atmosferi, sözleşilmiş paranoyak sevişmeler ve avazsız serzenişler kümesi. Azami telaşınıza fesatlık düşüren benim. Oyunlarınızla başa çıkamıyorum. Gösterinizin parçası olmayı kabullenemiyorum. Nefretim yoksunluğumdansa da var olmayı yöntemlerinizle becermeyi reddediyorum. İnsan bedeni, vahşi atlara, sümüklügillere, atmacalara, çakallara ve karpuzlara atfedilmiş ruhumla aranızda dolaşamıyorum. Bildiniz mi?
Tazyikli hislerimi kamçılıyorum, daha hızlı! Dolunayda şeffaflaşan manidar bir şiir ellerimi yalıyor. Tutuştum. Küllerimi ölü toplayıcılarına bağışlıyorum. Buraya yazılsın.
Tarihi geçmiş ne varsa halı altına süpürüyorum. Kendimden geriye kalmasın için buharlaşma dileğim var. Yeniden yaratmak çoğu zaman anlamsızlaştırır. Toparlamalıyım.
İçten içe sızdıran bi hayalim vardı bir zamanlar. Kendini feshetmekte başarıya ulaştı ve sürüncemede kalmayı çok iyi beceriyor. Yavaşlıyorum. Yavaşlamaktan korkuyorum. Yavaşlamaktan korkmaktan nefret ediyorum. Geri sayımım başlamış olmalı.
Muhacirini bekleyen bodrum evinin en küçük odasında kendimi asıyorum.
6 Ekim 2013 Pazar
Törpülere değmedikçe adı noksan
imlasız konuşlanmış zirveye zira
müzikli testerenin tadı ayrıdır
acıya değdiğinde.
İçli bir volkan gibi yanar
gidemem.
Dokunsa
Üstünkörü temasın ince sızısından
nehirler akar alıp başını
Bir gelincik göz süzer
kendini rüzgara verir
uçamam.
Geceyi uzatsa
nasır tutar gözleri
pas tutmuş karanlığı
demir sütunlara kenetler
sokak lambaları gölgelenir
örtünemem
tüneller perdelenir gülerse
meydanlar toplanır
sözleri kalaylanır hürlüğe
çekiç iner
kiraz belenir
kaçamam
Tutamam hesabını yokluğun
canı yanar
gün kendini kendine tamamlar
gündendi güneşe durur
düğünler oynaşır ve tabuttur sonu
canı yanar
canım yanar
sevemem
imlasız konuşlanmış zirveye zira
müzikli testerenin tadı ayrıdır
acıya değdiğinde.
İçli bir volkan gibi yanar
gidemem.
Dokunsa
Üstünkörü temasın ince sızısından
nehirler akar alıp başını
Bir gelincik göz süzer
kendini rüzgara verir
uçamam.
Geceyi uzatsa
nasır tutar gözleri
pas tutmuş karanlığı
demir sütunlara kenetler
sokak lambaları gölgelenir
örtünemem
tüneller perdelenir gülerse
meydanlar toplanır
sözleri kalaylanır hürlüğe
çekiç iner
kiraz belenir
kaçamam
Tutamam hesabını yokluğun
canı yanar
gün kendini kendine tamamlar
gündendi güneşe durur
düğünler oynaşır ve tabuttur sonu
canı yanar
canım yanar
sevemem
29 Eylül 2013 Pazar
İris
İhtimalleri bıçak yığınının ortasına bıraktım ve sonrasına şans diyeceğim. Göze almak, gözünden sakınmak, göz çıkarmak.. Pek kardeşçe babil'in bahçesinde oynaşan fevri sarmalanmalara atıfta bulunuyorum. İç içe geçmeyi kolay mı sandın?
İçten dışa akan bi zaman diliminde dışımı içimle beşik kertmesi ayarttım kundaktayken daha. Kirvem uzun boyunlu bir zürafadır ki kendisi savanlardan gelmek için ne zorluklar atlatmıştır.. Yılgınlık ve çölleşme tehlikesiyle en sevdiğim zeytinliğimi ona sunuyorum. Boğa yılanı çıkartması ve sansür devrimiyle kalbimi ağzıma kapatıyorum. Hangi devirde yaşıyoruz!
Maymundan evrildiğine karşı çıkan yakın dostum kendini üstün insan ilan etti ve aşık soykırımını meşrulaştırıyor. Göz bağını gevşettiğimde ne kadar direnebileceği, kutsal kitap sınavının en mübeccel yanıtıdır. Göz perdesinin masrafından kurtulmak için karanlık dikiyorum dünyaya zira geçmişi sorgulamanın bahissel olumsuzluğunda karadelik kompleksi edinmek işten bile değil.. Üç beş gün dolanıp ayın etrafında, başımı pencereden uzatıyorum. Tanımadığım insanların yüzüme tükürmesini yağmurdan saymalı mıyım? Berekettir, dilekolay, manevi dünyanın miras yediliği geleceğimi paramparça ediyor. Tutsaklık yalnızca Arifler ve zindanlardan mı ibaret? Hiç sanmıyorum.
Sevda kalpazanlığına soyunanları darağacına göndermek mefhum bir inancın faili meçhullüğüne katkıda bulunmaktır. Sormaya başladığım anda toprağa yaklaşıyorum ve alnımı dayadığım secdenin fütursuzca geri çarpan savunmasına muhtelif baş kaldırışlarda bulunuyorum.
Merhum sevdaları aminlemek kaç yüzyıl saydırır şiirin cebrinde ve toplamımdan kaç kişi eksilirim vaz geçişlerimi çıkarırsam sahih birikintilerimden? Yamalı kalbe yenisini dikmek ve parçalamak oluşturmak için yenisini, zor; zira üst üste biniyor ve genişliyor kalbin açısı her seferinde. Yıkık dökük bir şarkıdır sana adadığım. Affeyle.
Ustan kopan kıtalardır bütüne varmaya çalışan ya, kaybetme korkusuyla tamamlanamayan bir bulmaca bu aslında. Ortaya konursa şayet ve anlamını bulursa ve kelimelerce işgale uğrarsa kendini fütursuzca başka yaşamlara itelemesinden korkuyorum.
Nehirim, doğup geldiğim yerin anlamı yüksek bende ama düzleyip yerleştirdiğim çöküntünün pişmanlığını taşıyorum denize doğru. Çalkalanmak ve ona karışmak bir başka dünya yaratmaksa da imgelerin esrikliği suyumu yerden kesiyor ve bölünüyorum. Çakıllarım eprimiş, balıklarım semiz ve ülküm ulaşmaktır gergef maviliğin derinliğine ya, okyanusun manevrası zor dalgaları canımı yakıyor. Kayıp korsanların yitik haritalarında işaretli bir hazinenin lanetini yüklenip aşınıyorum yardan toza.
Ey kendini bilmez ecdadın yokluk görmemiş soyu! Kim kaldı tevekkülü fethedip kendini korlara saplayan. Amentü, varlığın maneviyatı dehlizlerden çıkıp kendini buluşturacak bir gün aşkın pervasız uçarılığıyla ama gömülmesin netameli fahişliğin iktidarına. Fersah fersah yolunu sapla uçurumuma ki düştüğümde adını anmak nefesini çalmak olmasın. Pişmanım, mahzenlerde yıllanmış şarapları paylaşamamaktan ve üfürememekten küf kokulu cümlelerimi dudağına. Sarhoşum, körpeyim, acınası acunun ayak izi görmemiş yollarının bakirliğine talibim ve paslanmış dilimden çıkan en uzun sözcüğe şir koşuyorum ismini. Uslanmaz şevkin aynasından ulaşmak yordamına, kabulümdür. Var ki vuku bulsun sözlerin dimağımın çarmıhında.
Zamanın korunu bıçaklayan bir kırbaç gibi fethediyor hayat bizi. Şerrimi masum hatırla.
Av mevsimi küfesinde birikmiş cesetlerden semirmiş terhisini beklemekte ve temennisi yayılmanın vicdanına kefil. Namütenahi ayrımların sefilliğinde yokluğumun tesir ettiği tahammül sınırını betimliyorum. Oluşumun terkisine eklediğim kasrı müdafaa zeminine yerleştirdiğim sığımsız koşullanmanın çatışmasını hangi sefalet lütfedebilir? Korunmasız tercihlerin amacına ulaşması için kaç asır kendini tüketmeli ve and içmeli emsalsiz sevgiyi kollayacağına? Dil yorulduysa betik savunmasızdır. Üstümü örtüyorum.
Baykuş uykusunun loş zindanında parmaklıklara tutunarak hilale erişmeye çabalasam da inancın yoğun tortusunu ayrımsamak dişlerimi kamaştırıyor. Hangi cumanın hayrını üstlenip koşsam yoksunluğa, sevda köprüsünün korkuluğunda duraksayıp uzun uzun nehirliğimi seyrediyorum. Kendinden çıkmak basit değilse de kendini görmek soluk terk ettiriyor. Örtünüyorum nundan ziyade terfi görmemiş acısıyla varlığın. Fahri çırpınışın dimdik gözyaşıyla bir olup mertebe savaşına katılıyorum aşkta. Kurtuluşumu gözden çıkararak yaklaşıp çakal oyunlarına tabi oluyorum. Sevda benden gayrı fora.
Her adımımda çıtırdayıp iç bırakan kırılgan ölü dalların humuslanmaya yüz tutmuş yolunda ilerliyorum. Baltalanmamış ağaç bulmak ve etçil bitkilerle dost olmak şart zira terk edilmiş gölgelerin yalnızlığına koşullandım. Boyumdan büyük otları keşfe zorlandım ve nemin her hücreyi yediği güneşsiz patikaların yolcusu sıfatını edinmeye hevesli görünüyorum. Savanlardan başlayıp tropikal iklimlerde kavramsallaşan duyguların coğrafya kurbanı tehditkarlığında safir saflığında heykelleşiyorum. Etim yamyamlara renksizliği öğretirken yeşile münhasır susuzluğum kendini kurutmakta. Kaybolan zevkleri toprak altı ediyorum ve bukalemun mafyasının münferit seyrine olumlanıyorum. Tümceler kayıp, tüneller yetmez arşa ulaşmaya ve battıkça nefesleniyorum uzaklaşıp aşkın şuh kırılganlığından. Mesafe uzak. Gün saymak güç ister lakin yaraşır kusursuzluğa. Üstümü yeniden örtüyorum.
Tahribatıma kendini ekle. Şerefine içiyorum.
İçten dışa akan bi zaman diliminde dışımı içimle beşik kertmesi ayarttım kundaktayken daha. Kirvem uzun boyunlu bir zürafadır ki kendisi savanlardan gelmek için ne zorluklar atlatmıştır.. Yılgınlık ve çölleşme tehlikesiyle en sevdiğim zeytinliğimi ona sunuyorum. Boğa yılanı çıkartması ve sansür devrimiyle kalbimi ağzıma kapatıyorum. Hangi devirde yaşıyoruz!
Maymundan evrildiğine karşı çıkan yakın dostum kendini üstün insan ilan etti ve aşık soykırımını meşrulaştırıyor. Göz bağını gevşettiğimde ne kadar direnebileceği, kutsal kitap sınavının en mübeccel yanıtıdır. Göz perdesinin masrafından kurtulmak için karanlık dikiyorum dünyaya zira geçmişi sorgulamanın bahissel olumsuzluğunda karadelik kompleksi edinmek işten bile değil.. Üç beş gün dolanıp ayın etrafında, başımı pencereden uzatıyorum. Tanımadığım insanların yüzüme tükürmesini yağmurdan saymalı mıyım? Berekettir, dilekolay, manevi dünyanın miras yediliği geleceğimi paramparça ediyor. Tutsaklık yalnızca Arifler ve zindanlardan mı ibaret? Hiç sanmıyorum.
Sevda kalpazanlığına soyunanları darağacına göndermek mefhum bir inancın faili meçhullüğüne katkıda bulunmaktır. Sormaya başladığım anda toprağa yaklaşıyorum ve alnımı dayadığım secdenin fütursuzca geri çarpan savunmasına muhtelif baş kaldırışlarda bulunuyorum.
Merhum sevdaları aminlemek kaç yüzyıl saydırır şiirin cebrinde ve toplamımdan kaç kişi eksilirim vaz geçişlerimi çıkarırsam sahih birikintilerimden? Yamalı kalbe yenisini dikmek ve parçalamak oluşturmak için yenisini, zor; zira üst üste biniyor ve genişliyor kalbin açısı her seferinde. Yıkık dökük bir şarkıdır sana adadığım. Affeyle.
Ustan kopan kıtalardır bütüne varmaya çalışan ya, kaybetme korkusuyla tamamlanamayan bir bulmaca bu aslında. Ortaya konursa şayet ve anlamını bulursa ve kelimelerce işgale uğrarsa kendini fütursuzca başka yaşamlara itelemesinden korkuyorum.
Nehirim, doğup geldiğim yerin anlamı yüksek bende ama düzleyip yerleştirdiğim çöküntünün pişmanlığını taşıyorum denize doğru. Çalkalanmak ve ona karışmak bir başka dünya yaratmaksa da imgelerin esrikliği suyumu yerden kesiyor ve bölünüyorum. Çakıllarım eprimiş, balıklarım semiz ve ülküm ulaşmaktır gergef maviliğin derinliğine ya, okyanusun manevrası zor dalgaları canımı yakıyor. Kayıp korsanların yitik haritalarında işaretli bir hazinenin lanetini yüklenip aşınıyorum yardan toza.
Ey kendini bilmez ecdadın yokluk görmemiş soyu! Kim kaldı tevekkülü fethedip kendini korlara saplayan. Amentü, varlığın maneviyatı dehlizlerden çıkıp kendini buluşturacak bir gün aşkın pervasız uçarılığıyla ama gömülmesin netameli fahişliğin iktidarına. Fersah fersah yolunu sapla uçurumuma ki düştüğümde adını anmak nefesini çalmak olmasın. Pişmanım, mahzenlerde yıllanmış şarapları paylaşamamaktan ve üfürememekten küf kokulu cümlelerimi dudağına. Sarhoşum, körpeyim, acınası acunun ayak izi görmemiş yollarının bakirliğine talibim ve paslanmış dilimden çıkan en uzun sözcüğe şir koşuyorum ismini. Uslanmaz şevkin aynasından ulaşmak yordamına, kabulümdür. Var ki vuku bulsun sözlerin dimağımın çarmıhında.
Zamanın korunu bıçaklayan bir kırbaç gibi fethediyor hayat bizi. Şerrimi masum hatırla.
Av mevsimi küfesinde birikmiş cesetlerden semirmiş terhisini beklemekte ve temennisi yayılmanın vicdanına kefil. Namütenahi ayrımların sefilliğinde yokluğumun tesir ettiği tahammül sınırını betimliyorum. Oluşumun terkisine eklediğim kasrı müdafaa zeminine yerleştirdiğim sığımsız koşullanmanın çatışmasını hangi sefalet lütfedebilir? Korunmasız tercihlerin amacına ulaşması için kaç asır kendini tüketmeli ve and içmeli emsalsiz sevgiyi kollayacağına? Dil yorulduysa betik savunmasızdır. Üstümü örtüyorum.
Baykuş uykusunun loş zindanında parmaklıklara tutunarak hilale erişmeye çabalasam da inancın yoğun tortusunu ayrımsamak dişlerimi kamaştırıyor. Hangi cumanın hayrını üstlenip koşsam yoksunluğa, sevda köprüsünün korkuluğunda duraksayıp uzun uzun nehirliğimi seyrediyorum. Kendinden çıkmak basit değilse de kendini görmek soluk terk ettiriyor. Örtünüyorum nundan ziyade terfi görmemiş acısıyla varlığın. Fahri çırpınışın dimdik gözyaşıyla bir olup mertebe savaşına katılıyorum aşkta. Kurtuluşumu gözden çıkararak yaklaşıp çakal oyunlarına tabi oluyorum. Sevda benden gayrı fora.
Her adımımda çıtırdayıp iç bırakan kırılgan ölü dalların humuslanmaya yüz tutmuş yolunda ilerliyorum. Baltalanmamış ağaç bulmak ve etçil bitkilerle dost olmak şart zira terk edilmiş gölgelerin yalnızlığına koşullandım. Boyumdan büyük otları keşfe zorlandım ve nemin her hücreyi yediği güneşsiz patikaların yolcusu sıfatını edinmeye hevesli görünüyorum. Savanlardan başlayıp tropikal iklimlerde kavramsallaşan duyguların coğrafya kurbanı tehditkarlığında safir saflığında heykelleşiyorum. Etim yamyamlara renksizliği öğretirken yeşile münhasır susuzluğum kendini kurutmakta. Kaybolan zevkleri toprak altı ediyorum ve bukalemun mafyasının münferit seyrine olumlanıyorum. Tümceler kayıp, tüneller yetmez arşa ulaşmaya ve battıkça nefesleniyorum uzaklaşıp aşkın şuh kırılganlığından. Mesafe uzak. Gün saymak güç ister lakin yaraşır kusursuzluğa. Üstümü yeniden örtüyorum.
Tahribatıma kendini ekle. Şerefine içiyorum.
26 Eylül 2013 Perşembe
Sinek öpücüğü acılıdır sinekten bağımsızca
dostane tavırların kendi kendini anlatması imkansızdır alıcılar kapalıysa.
dostane tavırların kendi kendini anlatması imkansızdır alıcılar kapalıysa.
Toz kondurmayan masumiyet,mahkum edebilir de bazen ki zaten
küreklerle yollanmışım bataklıktan solucan kurtarmaya.
küreklerle yollanmışım bataklıktan solucan kurtarmaya.
Yağmur yağarmış gibi yapınca dağları siper ediniyorum.
Saçlarımın bozulmasından hoşlanmıyorum yağmur yağarmış gibi yaparken.
Dağ alıngan.
Saçlarımın bozulmasından hoşlanmıyorum yağmur yağarmış gibi yaparken.
Dağ alıngan.
Sinek öpünce kopan çığın altında çığlıklarım yuvarlanarak kendini kardanadama tamamlıyor.
Kömür gözlerini kör etmiş; sıcaktır kor.
Kömür gözlerini kör etmiş; sıcaktır kor.
Suya eğiliyorum, yüzümü ıslak zannediyor.
Oysa teselliye ihtiyacım olmadı benim, tecellime temelli elveda demek üzere kendimi tecrit ediyorum.
Oysa teselliye ihtiyacım olmadı benim, tecellime temelli elveda demek üzere kendimi tecrit ediyorum.
Korkma, sevmem seni.
16 Temmuz 2013 Salı
Üstmetinlerden altmetinlere akan karşı konulamaz bir duygu seli tuttu kendini parmaklarıma zincirledi. Aitlikle hükmetmek ne kadar yakın düşüncelerse de,ben çoğu zaman ayırt edemiyorum. Örnek vermek gerekirse sulayıp kurumuş yapraklarını temizlediğim ve yatmadan önce az sonra görmek istediğim rüyaları betimlediğim sinek kovucu güzel kokucu fesleğenim bana mı Ahmet Abinin şiirlerine mi ait? Belki kendi içinde başkaldırıyodur ikimize de. Ne bilcen? Bi nevi mutualizmdir belki bizdeki. Belki bütün ilişkiler öyledir aslında. Ben yaşaması için gereken ortamı sağlarım o da eleştirmeden beni dinler bi de böyle elimi sürtünce güzel kokuyor.
Özeleştiri dediğimiz şeyi normalleştirmeye çalışsak da çarpıcılığı can yakabiliyor.
Gerçekten çok sıkıcı şu an hayat. Daha doğrusu bi kaç hayatın birleşiminden (belki de yan yana gidişinden) oluşan zaman parçacıkları çok sıkıcı. Sonra onların içinde kendimi bi yerlere koymaya çalışmak var bi de beni aşkın bi şeyler var kendi bilinci dışında gelişen ve az olarak da içselliğiyle yaşayan. İşte o içkin şeylerle karşılaşana kadar bu kadar da sıkıcı değildi aslında çünkü insan yalnız hissettiğinde özelleştiriyor da kendini. Akıl almaz boşluklar oluyor ve onları kendinle doldurmak çok kolay. Nasılsa bu dünya bana küçüktü ve kimse anlamıyordu ve çok farklı düşüncelerim vardı nefes almaya ve insan olmaya dair. Türlü türlü düşünen bir sürü insan vardı ama egonun duvarı da ordaydı ve o türlü türlü düşünen insanların her biri aslında benden daha dar alanlarda çeşitlendirmişti düşüncelerini ve ben de farkındaydım onların akıllarındakilerin ama seçimlerim onlarınkilerden farklıydı ve beni anlamıyorlardı. Dolayısıyla yalnızdım. Yalnızken de mutluydum.
Dünya büyümeye başladığında kendimi sığdıramadığım yerler boğum boğum uzaklaşmaya başladılar. Dokunamadıkça sinirlendim, erişemedikçe kafa tuttum, agresifleştim bile, vallahi yalan söylemiyorum. Hoşgörü kendini üstün görmenin ürünü bi yandan, onu kaybediyorum. Bütün o mütevazi tavırların altında yatan narsistliğimi keşfediyorum. Kendini kabullenmek nerde başlıyor ve ne kadar olmak istediğimiz insana ulaşmak için çabalıyoruz 'süreç'te? Egolarımı kabullenmek istemiyorum. İşin kötüsü benden bağımsız hareket ediyor gibiler, çatışma içindeyim sürekli. Hangimiz asker hangimiz gerilla ayırt edemiyorum. Onları istemeyişime doğaları gereği direniyorlar ve hoşnutluk yaratıyorlar varlıklarından. Kendini sevmek kolay. Bilmem iki yıl oldu mu bi arkadaşım vardı ( artık görüşmüyoruz çünkü bana aşık olduğunu düşünmüştüm ve uzaklaşmıştım ondan kadın ve erkeğin yalnızca arkadaş da olabileceği o dünyaya duyduğum saygıdan) yalnızlığı sevmemin özgüvenden değil de başkalarıylayken taktığım maskelerden kurtulmanın rahatlığından iyi hissettirdiğini söylemişti. O gitti ama söylediklerini daha iyi anlıyorum şimdi. Anıların birbiri üstüne eklemlenmediğini dahası 'yeni'lerle 'eski'lerin aslında yan yana ilerlediğini de...
Kendini tanımlayan sözcükler gelip yerleşiyor beynime. Edebiyatımı kaybettim belki ama tinimi arıyorum bi yerlerde.
Özeleştiri dediğimiz şeyi normalleştirmeye çalışsak da çarpıcılığı can yakabiliyor.
Gerçekten çok sıkıcı şu an hayat. Daha doğrusu bi kaç hayatın birleşiminden (belki de yan yana gidişinden) oluşan zaman parçacıkları çok sıkıcı. Sonra onların içinde kendimi bi yerlere koymaya çalışmak var bi de beni aşkın bi şeyler var kendi bilinci dışında gelişen ve az olarak da içselliğiyle yaşayan. İşte o içkin şeylerle karşılaşana kadar bu kadar da sıkıcı değildi aslında çünkü insan yalnız hissettiğinde özelleştiriyor da kendini. Akıl almaz boşluklar oluyor ve onları kendinle doldurmak çok kolay. Nasılsa bu dünya bana küçüktü ve kimse anlamıyordu ve çok farklı düşüncelerim vardı nefes almaya ve insan olmaya dair. Türlü türlü düşünen bir sürü insan vardı ama egonun duvarı da ordaydı ve o türlü türlü düşünen insanların her biri aslında benden daha dar alanlarda çeşitlendirmişti düşüncelerini ve ben de farkındaydım onların akıllarındakilerin ama seçimlerim onlarınkilerden farklıydı ve beni anlamıyorlardı. Dolayısıyla yalnızdım. Yalnızken de mutluydum.
Dünya büyümeye başladığında kendimi sığdıramadığım yerler boğum boğum uzaklaşmaya başladılar. Dokunamadıkça sinirlendim, erişemedikçe kafa tuttum, agresifleştim bile, vallahi yalan söylemiyorum. Hoşgörü kendini üstün görmenin ürünü bi yandan, onu kaybediyorum. Bütün o mütevazi tavırların altında yatan narsistliğimi keşfediyorum. Kendini kabullenmek nerde başlıyor ve ne kadar olmak istediğimiz insana ulaşmak için çabalıyoruz 'süreç'te? Egolarımı kabullenmek istemiyorum. İşin kötüsü benden bağımsız hareket ediyor gibiler, çatışma içindeyim sürekli. Hangimiz asker hangimiz gerilla ayırt edemiyorum. Onları istemeyişime doğaları gereği direniyorlar ve hoşnutluk yaratıyorlar varlıklarından. Kendini sevmek kolay. Bilmem iki yıl oldu mu bi arkadaşım vardı ( artık görüşmüyoruz çünkü bana aşık olduğunu düşünmüştüm ve uzaklaşmıştım ondan kadın ve erkeğin yalnızca arkadaş da olabileceği o dünyaya duyduğum saygıdan) yalnızlığı sevmemin özgüvenden değil de başkalarıylayken taktığım maskelerden kurtulmanın rahatlığından iyi hissettirdiğini söylemişti. O gitti ama söylediklerini daha iyi anlıyorum şimdi. Anıların birbiri üstüne eklemlenmediğini dahası 'yeni'lerle 'eski'lerin aslında yan yana ilerlediğini de...
Kendini tanımlayan sözcükler gelip yerleşiyor beynime. Edebiyatımı kaybettim belki ama tinimi arıyorum bi yerlerde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)