Mekansal uzlaşmanın zor olduğu alanlarda kayıp sokaklar yaratıp kenarınlarına evler konduran, onlardan birinin içine de beni oturtan bir tanrım var. Bu evi sevdiğim doğru. Sevmiyorum da.Kişiye yoğunlaşıp biriktirilmiş anılarla dolu ve her şeyden önemlisi fazla soluk. Hasta olduğunu düşünüyorum. Nitekim yılın bu kendini bilmez mevsiminde rengini kaybetmiş olmasını anlayışla karşılıyorum, pencereye güneş doğduğunda ve ellerim üşümemeye başladığında mutlu günler oyunumuza devam edebiliriz.
Rahat hissettiğim bir alan yarattım. Back to the past bu sefer, betimleyerek ve detaylandırarak. Evde mi? Güldürme beni. Tabi ki hatıra odalarımdan bahsediyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve hoşçakal! Kıvılcımlanarak büyüyen bir ateşin içinden başlayarak göğe yükseliyorum. Etimin titreşimi yamyamlığı çağrıştırıyor ama kendi kendimi yemek yerine akışına bırakıyorum. Geldiğini belirttiğinde ışık patlaması ve BAM! közlerin ortasına düşüyorum, vücudumun her yanı çıktığı yangından hoşnut. Kurtarılma önerilerini geri çeviriyorum, anlamıyorlar. Bazı şeylerin eksikliğinden bile hoşnut olabilmeyi öğrendim süreç içinde. Var olmayı ve var olanı bilmem baş ağrılarımı azaltıyor.
(-du. Bu arada sen gittin onu sevdin. Cevaplayacak sorum kalmadı ve fırtına okyanustan ödünç aldığı su yığınlarını üzerime boşalttı. Sen yine de hep sev birilerini. Sevince gözlerin derinleşiyor.)
Göz kapaklarıma baskı yapan hissi yorgunken ve yatağıma yakınken çok seviyorum. Günlük yazılarımdan da ne zaman sıkılırım acaba, şiirime ket vuruyorlar. Yarış içinde aklım. Bruce, en iyisi sarılıp sonsuza kadar uyumamız bebeğim. Yatağımıza gidiyorum.
20 Nisan 2013 Cumartesi
10 Nisan 2013 Çarşamba
on
Basit dizeler var elimde
yazık,
uçurum iki göz arasındaki
tutsan gelmez bir veryansın var dilimde
sözün çölleşmesine izin verdiğimde bi akşamüstü
tanrıyı işte ben o gün öldürdüm.
şair olmaya özenmiş geçimsiz bir çocuğum olsam olsam
kuşkusuz her korktuğumda ellerimden tutmadığından babam
karanlıkta ışığın yolunu bulmayı öğrendim
ve sevmeyi de karanlıktayken bile
ilk insanın usdışılığı bakışlarım
aldırabilirsiniz
kuşkusuz her korktuğumda ellerimden tutmadığından babam
karanlıkta ışığın yolunu bulmayı öğrendim
ve sevmeyi de karanlıktayken bile
ilk insanın usdışılığı bakışlarım
aldırabilirsiniz
yazık,
uçurum iki göz arasındaki
tutsan gelmez bir veryansın var dilimde
sözün çölleşmesine izin verdiğimde bi akşamüstü
tanrıyı işte ben o gün öldürdüm.
Düşdüşünce/ Plath4
Hayır neden?
Bruce neden beni bırakıp gitmiyorsun? Gelmek fiiliyle de soru cümleleri kurabiliyorum ama fırsat vermiyorsun. Sönmeyen sigaralarımın kendi kendini bitirişi gözlerimi kamaştırıyor. Kararlılar. Soygaz özelliği taşıyorlar haberleri yok. Külün ateşle uyumu, aşk.
Dün, çok iyiydim. Sessizliğime çekilip ne düşündüm biliyor musun Bruce? Alice'i. Küt, kısa ve sarı saçlarıyla bir ayağını öne atıp hayali atında koşturmasını düşündüm. Küçücük elleriyle gelip boynuma sarılmasını, yeşil gözleriyle gözlerime bakıp tanrıya ulaşmışlığım arasında anlayamadığım bi dilde benimle konuşmasını ve komikleşen aksanıyla adımı söylemesini düşündüm. İsimler kendi dillerinde kulağa komik gelmeden söylenebiliyor ama ben seninkini her dile tercüme edebiliyorum. (Şu an yazmasam daha iyi Bruce seni afişe etmek istemem)
Sonra yolları düşündüm. Hiç durmadan koştuğum geniş yolları. Kendini uzatan bahar ağaçları ve taraçalı evler arasına kendini sermiş, beni tanımadığım birinin tanımadığım kulübesine götüren asfaltı... Çatlamış su deposunun kenarındaki odunlukta dinlendim, akmayan çayın üzerinden geçen ince korkuluklu köprüyü geçtim. Sonra geri döndüm. Halloween hazırlıkları yapılıyordu evlerde, bahçelerde balkabakları ve hayalet kostümü giymiş direkler vardı. Yanlarından geçtim. Onlar yanımdan geçemediler. B&N'a gittim sonra. Dracula okuyormuşum tekli yeşil koltukta, kendimi gördüm. Üzerimde ne olduğunu hatırlamıyorum Bruce, zorlanıyorum ama az sonra yanıma M geldi. O sıralar aklımda yokmuşsun Bruce hayat gerçekten çok anlamsızmış.
A'nın arabasına bindiğim geceyi de düşündüm tabi, atlar mıyım? Fireflies çalıyordu. Ezbere söylüyordum ve A aksanımla çok eğleniyordu. Düşünüyorum da sana hiç mi hiç benzemiyormuş. Neden bindim ki onun arabasına Bruce? Fireflies söylemek için olsa gerek. Ben de öyle düşünmüştüm.
Dans gösterilerimizi düşündüm sonra. Ponpon kızlığı sevmiyordum ama aynı amaca hizmeten farklı bir şey yapmayı seviyordum. E'nin gelmediği günü düşündüm. Ne çok üzülmüştüm. Baykuşlu filmi, şöminenin başında izlediğim belgeselleri, bağdaş kurup okuduğum kitapları, odamdan çok vakit geçirdiğim küçük-salon'u düşündüm. Ellerim terledi, gözlerim dolmak istedi ama kapalıydılar. Gözlerimizi kapattığımız ne çok şey varmış meğerse. Aydınlanmak istemedim çünkü senin aydınlığından farklı olacaktı göreceğim ışık. Neyse kapalı kalsın.
Başka ne düşündüm biliyor musun Bruce? Saklambaç oynadığım günleri. Bu sefer tanıdık topraklardaydım. Sitenin yokuşundan başladım gitmeye ve hatıraların gölgesini süpürürerek ilerledim havuz başına doğru. Tabi geceydi. Palmiye ağaçları bodurdu. Çalıların arasında gezinen karıncalarla eğleniyorduk o zaman. Çardağın altındaki buzdolabının içine giremeyecek kadar da büyümüştük, S kullanıyordu orayı daha çok. Biz depoyu, merdivenleri ve barın içini kullanıyorduk. Havuz suyu çok klorluydu ve girmesek de gözlerimiz yanıyordu. Sen Bruce, o zamanlar kim bilir kimin için şiirler yazıyordun.
Sonra Bruce, aklıma düştün. Aklımdan çıktın ya da aklımı çıkardın bilmiyorum. Telafuzu zor duygular boy gösterdi göz kapaklarımın ardında. Dokundun. Kızardım. En masum yerlerime değiyordu bakışların. Gece maviye döndü ve ben susmak zorunda kaldım. Zaten hiç konuşmazdım ama Bruce elime telefonumu alıp adını yazdığımda beni durduran şeyin tanımını yapmak öyle zor ki.. Tekrar ve tekrar. Böyle zamanlarda Bruce, kendime itiraf edemediğim şeyler ortaya çıktığında yani, elim kaleme gidiyor hemen ve küçük siyah defterimi özneliğinle dolduruyorum.
Bugün, Bruce, şarkı bittiğinde, virgülleri sıralamak söyleyeceğimi kolaylamaya hizmet ediyorken, uçtuğumu anlatacağım sırada, dünkü düşümün etkisinde kalmış olmalıyım, adınla seslendim başka bi adama. Neyse ki yağmur yağıyordu ve ben, evden şemsiyemi almadan çıkmış olmalıyım.
Bruce neden beni bırakıp gitmiyorsun? Gelmek fiiliyle de soru cümleleri kurabiliyorum ama fırsat vermiyorsun. Sönmeyen sigaralarımın kendi kendini bitirişi gözlerimi kamaştırıyor. Kararlılar. Soygaz özelliği taşıyorlar haberleri yok. Külün ateşle uyumu, aşk.
Dün, çok iyiydim. Sessizliğime çekilip ne düşündüm biliyor musun Bruce? Alice'i. Küt, kısa ve sarı saçlarıyla bir ayağını öne atıp hayali atında koşturmasını düşündüm. Küçücük elleriyle gelip boynuma sarılmasını, yeşil gözleriyle gözlerime bakıp tanrıya ulaşmışlığım arasında anlayamadığım bi dilde benimle konuşmasını ve komikleşen aksanıyla adımı söylemesini düşündüm. İsimler kendi dillerinde kulağa komik gelmeden söylenebiliyor ama ben seninkini her dile tercüme edebiliyorum. (Şu an yazmasam daha iyi Bruce seni afişe etmek istemem)
Sonra yolları düşündüm. Hiç durmadan koştuğum geniş yolları. Kendini uzatan bahar ağaçları ve taraçalı evler arasına kendini sermiş, beni tanımadığım birinin tanımadığım kulübesine götüren asfaltı... Çatlamış su deposunun kenarındaki odunlukta dinlendim, akmayan çayın üzerinden geçen ince korkuluklu köprüyü geçtim. Sonra geri döndüm. Halloween hazırlıkları yapılıyordu evlerde, bahçelerde balkabakları ve hayalet kostümü giymiş direkler vardı. Yanlarından geçtim. Onlar yanımdan geçemediler. B&N'a gittim sonra. Dracula okuyormuşum tekli yeşil koltukta, kendimi gördüm. Üzerimde ne olduğunu hatırlamıyorum Bruce, zorlanıyorum ama az sonra yanıma M geldi. O sıralar aklımda yokmuşsun Bruce hayat gerçekten çok anlamsızmış.
A'nın arabasına bindiğim geceyi de düşündüm tabi, atlar mıyım? Fireflies çalıyordu. Ezbere söylüyordum ve A aksanımla çok eğleniyordu. Düşünüyorum da sana hiç mi hiç benzemiyormuş. Neden bindim ki onun arabasına Bruce? Fireflies söylemek için olsa gerek. Ben de öyle düşünmüştüm.
Dans gösterilerimizi düşündüm sonra. Ponpon kızlığı sevmiyordum ama aynı amaca hizmeten farklı bir şey yapmayı seviyordum. E'nin gelmediği günü düşündüm. Ne çok üzülmüştüm. Baykuşlu filmi, şöminenin başında izlediğim belgeselleri, bağdaş kurup okuduğum kitapları, odamdan çok vakit geçirdiğim küçük-salon'u düşündüm. Ellerim terledi, gözlerim dolmak istedi ama kapalıydılar. Gözlerimizi kapattığımız ne çok şey varmış meğerse. Aydınlanmak istemedim çünkü senin aydınlığından farklı olacaktı göreceğim ışık. Neyse kapalı kalsın.
Başka ne düşündüm biliyor musun Bruce? Saklambaç oynadığım günleri. Bu sefer tanıdık topraklardaydım. Sitenin yokuşundan başladım gitmeye ve hatıraların gölgesini süpürürerek ilerledim havuz başına doğru. Tabi geceydi. Palmiye ağaçları bodurdu. Çalıların arasında gezinen karıncalarla eğleniyorduk o zaman. Çardağın altındaki buzdolabının içine giremeyecek kadar da büyümüştük, S kullanıyordu orayı daha çok. Biz depoyu, merdivenleri ve barın içini kullanıyorduk. Havuz suyu çok klorluydu ve girmesek de gözlerimiz yanıyordu. Sen Bruce, o zamanlar kim bilir kimin için şiirler yazıyordun.
Sonra Bruce, aklıma düştün. Aklımdan çıktın ya da aklımı çıkardın bilmiyorum. Telafuzu zor duygular boy gösterdi göz kapaklarımın ardında. Dokundun. Kızardım. En masum yerlerime değiyordu bakışların. Gece maviye döndü ve ben susmak zorunda kaldım. Zaten hiç konuşmazdım ama Bruce elime telefonumu alıp adını yazdığımda beni durduran şeyin tanımını yapmak öyle zor ki.. Tekrar ve tekrar. Böyle zamanlarda Bruce, kendime itiraf edemediğim şeyler ortaya çıktığında yani, elim kaleme gidiyor hemen ve küçük siyah defterimi özneliğinle dolduruyorum.
Bugün, Bruce, şarkı bittiğinde, virgülleri sıralamak söyleyeceğimi kolaylamaya hizmet ediyorken, uçtuğumu anlatacağım sırada, dünkü düşümün etkisinde kalmış olmalıyım, adınla seslendim başka bi adama. Neyse ki yağmur yağıyordu ve ben, evden şemsiyemi almadan çıkmış olmalıyım.
4 Nisan 2013 Perşembe
Aya
Üstünkörü bir sığır bulamacı hazırladım. Mutfak dağınık. Üşeniyorum. Hayatı anlamaya mecalim yok. Kendin gibi davranmanın tadına vardım, zaman zaman... Kimi zaman kendimi oyuncu hissediyorum ama yaşımdan değil, yaşamamamdan. Çık gel. Kapımı çalmak o kadar da zor değil, oysa ben adresini bilmiyorum, dört harfin kapsayıcılığı sayılmaz. Uyumalıyım ama gözlerimi kapayamayacak kadar yorgunum.
Sana da hiç oluyor mu? Eksiklik duygusu yani. Hayat diyesim gelmiyor buna, yeteri kadar tanımlayıcı değil. İşte, sana anlatmak için kullanmam gereken kelimenin anlamından yoksun şeyin eksikliğini diyorum. (zor bi cümle kabul ediyorum) Bi korku tohumlanıyor içimde ama üstesinden gelebilirim. Ne de olsa " uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır."(demiş Pavese) Yüzleşmenin yüz kızartıcılığı. Etkilendim yaratıcılığından. Keşke oyunbozan olmasaydım ve saçmalamak bu kadar kolay olmasaydı. Huzur. Aradığın tek şeyin bu olduğunu söylesen de dizlerin kanamadan büyüyemeyeceğini bilmiyorsun. Oysa ben ne çok değiştim. Belki de görmek istemediğim şey, aynı anda, değişimimin ilerlediği yönün dışında bir yol uzantısında senin yol alıyor olduğundur. Kurtaramıyorum Kudüs'ü be güzelim ama sevmek istediğim şeyin sevilmek isteyip istemediğini düşünmüyorum. Acemi miyim ki acaba böyle konularda? Zaten evi de kendimi de pek dağıttım son zamanlarda. Üstüme iyilik sağlık (...)
Uyumadığının farkına varmadan rüyalarda geziniyor olma durumundan haberdar mısın? Bi acayip haller kontrolsüzlükler ve gözlük camlarının işlevsizliğiyle vücuduma değen kızılötesi dalgalarını hissedebiliyorum ama herkes çok konuştuğundan beynimin labirentlerini açmakta bir kez daha başarısız oluyorum müziğin kusursuz tonlamasına rağmen. Olumsuz bir rağmen ama olumlandırmaya çalışmıştım müziğin kusursuzluğunu üstelik noktalamadan yoksun ve düşük cümle kompozisyonu. Düzelteyim derken yabancı dil etkisine açtım cümlemi ve mütemadiyen dilimi ve elimi bozmaya devam ediyorum. Zaten noktalamasyonu hiç beceremedim ben. Kuşkusuz, günlük tutmaya yeniden başlamalıyım zira zira sözcüğünü yalnızca fransızcada kullanmaktan bıktım. Oysa ne hoş bir tınısı var. Estetik zevkimi okşuyor. Fularımı takayım.
Gece, ışığın yokluğunu hatırlatmakta ve beni bir kez daha aşık etmekte çok başarılı.
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün
Yatağın sol tarafında uykuya dalıyorum.
Olmadığını görmeyeyim için sırtım yokluğuna dönük.
18 Mart 2013 Pazartesi
Plath3
Günlerden şeftali suyu Bruce, kahve sevmediğin için tanrıyı küstürmüş olmalısın çünkü son görüşmemizde sana yürekten küfrediyordu. Yorgunluğun altını üstüne getirdim ve üstelik seni aldatmış olabilirim. Neyse ki hayat tek insanın kollarında uyuyamayacak kadar kısa ama Bruce yine de söylenmiyor değilim yalnızken, dağ kucağında yüksek irtifalı bi uyku çekmek ayda yürümek gibi hissettirebilirdi. Mesela önümde ıslak bi karpuz gibi yarılsa tüm korkaklığın ve ağzımın kenarlarından damlayan sudan içsen. Hayat iki kişiyken daha kalabalık ve daha yalnız olabiliyor. Neyse ki beni seviyorsun.
Bruce, alnımı yanağına dayadığımda portakal ağacı bahçelerinden geçtiğimi biliyor musun? Çoğu insan var olmayı basit bi iş sandığından başkalarına yönelmeyi çok iyi beceriyor. Bense kendimi saklamakta diplomalıyım. Öküzgözü şişe diplerinden girip mantarlardan çıkıyorum ki zaten kapılara duyduğum bağlılığı azaltıyorsun. Bak ne diyorum, seni şiirsel masabaşı sohbetlerinde anmakta zorlansam da otobüs camlarına yansıdığında yüzünü görmekten kendimi alamıyorum. Kendimi uzatıyorum Bruce ve bazen gerçekten sıkıcı olabiliyorsun. Konuşbenimle.
Perde aralarından sızan ay ışığını yakalamaya çalışırken fazlasıyla kendim oluyorum. İnsan boş zamanlarında uzaklara bakmaya yatkın oluyor ve öyle boş zamanlarımda özgürlüğümü düşünüyorum. Norveçli balıkçıların ellerinde can çekişen bi istavrit olabilirim. Sen de norveçli balıkçıların yalnızca fiyordlarda yaşadığını düşünüyorsan salak olabilirsin. Hayatı sınırlarına dokunulmuş yaşamaktan kurtul ve gözlerine bak Bruce. Kendi kendini görebildiğinde hayat daha az çekilebilir ama daha yüksek oluyor. Şimdi sigaramı yak ve beni öp.
Bruce ağaçların kan kardeşi olabildiğini düşün. In this case kök veya sakız kardeşi de olabilirler. Sözcüklerin dilime yapışıp kaldığı, intiharlarını hızlandırdıkları zamanlardan birindeyim Bruce. Islat dilimi ve parmağımı kes. Turpluk, dokunmayı unutmuş rezalet bi kökbirası olarak yaşamaya yeğdir. Nitekim çarpık ilişkilerin kucağında bölünmüş ve bacaklarımı üst üste bindirmiş otururken okyanusuna düşmenin manasına gereken önemi veremiyorum. Kusura bakma Bruce ama seni seviyorum.
Yıllandım. Yaşlandım ve yorgunum. Şeytanlarıma göğüs germekten ve kendimi Paris'inin kucağına bırakamamaktan derbederim. Yüce gönüllü kadınların yazdıklarını okumamış olsaydım intihara meyilli olabilirdim ama kendimi onlar gibi ölmeye yakıştıramıyorum. Gözündeki korkuyu sil Bruce, yerleştirdiklerinle başa çıkmaya çalışmak bile yeterince zor.
Olmuyor Bruce seni sevmiyor da olabilirim ama bu ihtimali düşünmenin seni ne kadar üzeceğinin farkındayım. İhtimaller karşıtlarıyla kol kola doşatıklarından birinin varlığından duyduğum sıkıntıyı yok etmek için diğerine sarılıyorum. Her şeyin zıttıyla var olduğu yalanını ortaya atan göz boyayıcı fıçı tamircisini saygıyla anıyorum. Günü kurtarıyor.
Peki Bruce, soluk alma eylemini kimin başıboş bıraktığını sorabilir miyim? Bağımlılıklarımızdan kurtuluyormuş gibi sevişsek hayat daha çekilesi olabilirdi. Zavallı Bruce seni seviyorum ama ayakkabılarını giymeyi tercih ediyorsun. Buz mevsiminin meyvesini ağız tadıyla yemek için kaşığımı uzatamana ihtiyaç duymadığımı bilmelisin. Neyse ki her canım istediğinde kahveme dönebiliyorum.Sigaramı at, burnuna çevir ve öp. Kıskaçlarının arasındayken canımın yanıp yanmadığını düşünemiyorum. Zaten Bruce her şey dandik bi şeftali suyuyla başladı. Şimdi yatıyorum bebeğim. Yatağa gelmezsen sevinirim.
Bruce, alnımı yanağına dayadığımda portakal ağacı bahçelerinden geçtiğimi biliyor musun? Çoğu insan var olmayı basit bi iş sandığından başkalarına yönelmeyi çok iyi beceriyor. Bense kendimi saklamakta diplomalıyım. Öküzgözü şişe diplerinden girip mantarlardan çıkıyorum ki zaten kapılara duyduğum bağlılığı azaltıyorsun. Bak ne diyorum, seni şiirsel masabaşı sohbetlerinde anmakta zorlansam da otobüs camlarına yansıdığında yüzünü görmekten kendimi alamıyorum. Kendimi uzatıyorum Bruce ve bazen gerçekten sıkıcı olabiliyorsun. Konuşbenimle.
Perde aralarından sızan ay ışığını yakalamaya çalışırken fazlasıyla kendim oluyorum. İnsan boş zamanlarında uzaklara bakmaya yatkın oluyor ve öyle boş zamanlarımda özgürlüğümü düşünüyorum. Norveçli balıkçıların ellerinde can çekişen bi istavrit olabilirim. Sen de norveçli balıkçıların yalnızca fiyordlarda yaşadığını düşünüyorsan salak olabilirsin. Hayatı sınırlarına dokunulmuş yaşamaktan kurtul ve gözlerine bak Bruce. Kendi kendini görebildiğinde hayat daha az çekilebilir ama daha yüksek oluyor. Şimdi sigaramı yak ve beni öp.
Bruce ağaçların kan kardeşi olabildiğini düşün. In this case kök veya sakız kardeşi de olabilirler. Sözcüklerin dilime yapışıp kaldığı, intiharlarını hızlandırdıkları zamanlardan birindeyim Bruce. Islat dilimi ve parmağımı kes. Turpluk, dokunmayı unutmuş rezalet bi kökbirası olarak yaşamaya yeğdir. Nitekim çarpık ilişkilerin kucağında bölünmüş ve bacaklarımı üst üste bindirmiş otururken okyanusuna düşmenin manasına gereken önemi veremiyorum. Kusura bakma Bruce ama seni seviyorum.
Yıllandım. Yaşlandım ve yorgunum. Şeytanlarıma göğüs germekten ve kendimi Paris'inin kucağına bırakamamaktan derbederim. Yüce gönüllü kadınların yazdıklarını okumamış olsaydım intihara meyilli olabilirdim ama kendimi onlar gibi ölmeye yakıştıramıyorum. Gözündeki korkuyu sil Bruce, yerleştirdiklerinle başa çıkmaya çalışmak bile yeterince zor.
Olmuyor Bruce seni sevmiyor da olabilirim ama bu ihtimali düşünmenin seni ne kadar üzeceğinin farkındayım. İhtimaller karşıtlarıyla kol kola doşatıklarından birinin varlığından duyduğum sıkıntıyı yok etmek için diğerine sarılıyorum. Her şeyin zıttıyla var olduğu yalanını ortaya atan göz boyayıcı fıçı tamircisini saygıyla anıyorum. Günü kurtarıyor.
Peki Bruce, soluk alma eylemini kimin başıboş bıraktığını sorabilir miyim? Bağımlılıklarımızdan kurtuluyormuş gibi sevişsek hayat daha çekilesi olabilirdi. Zavallı Bruce seni seviyorum ama ayakkabılarını giymeyi tercih ediyorsun. Buz mevsiminin meyvesini ağız tadıyla yemek için kaşığımı uzatamana ihtiyaç duymadığımı bilmelisin. Neyse ki her canım istediğinde kahveme dönebiliyorum.Sigaramı at, burnuna çevir ve öp. Kıskaçlarının arasındayken canımın yanıp yanmadığını düşünemiyorum. Zaten Bruce her şey dandik bi şeftali suyuyla başladı. Şimdi yatıyorum bebeğim. Yatağa gelmezsen sevinirim.
12 Mart 2013 Salı
Plath2
Her şey Bruce, kendimi açmamla başladı. Zaten hep böyleydim. Boktan. Tanınmak hiç ama hiç bana göre değil. Tanınmak istemediğimi beni tanıdığın için biliyorsun. Paradoks yarattım Bruce, şimdi beni daha çok seviyor musun? Beni daha çok sev Bruce beni hep daha çok sev olur mu ? Bölünen ve kısıtlanmış zaman algımıza benzesin beni sevişin. Seviş benimle.
Bruce gerçekten çok yorgunum. Neden artık beni görmeye daha az geliyorsun? Burda canım çok sıkılıyor, kapana kısılmış hissediyorum. Uzun, pislik içinde çırpınıp duran kuyruğuyla kobay olmaya müsait sıçmık bi fare gibi. Neyse ne. Hayat avını başkasına kaptırmadığında güzel.
Portakal suyu diyorum Bruce, sabah kahvaltılarının vazgeçilmez tadı diyorum. Titremelerim mesela diyorum azaldı artık ama insan ruhuna dokunanlara karşı koyamıyor. Dağıtılamaz bi karanlığın içinde yönünü bulmaya çalışmanın ne demek olduğunu pekala biliyorsun. Beni burda yalnız başıma bırakmandan nefret ediyorum. Senden de nefret ediyorum, beni burda yalnız başıma bırakmayı göze alabildiğin için. Seni seviyorum Bruce. Git artık.
Yine sigaram bitiyor, ve sigarayla başım dertte. Dumanının içinde yaşamaktan ne kadar da hoşnutum ve aydınlığa çıkamamaktan ne kadar da yoruldum. Farz edelim ki ben bir darağacıyım Bruce. Nefessiz bıraktığım insanlara acımakla, sonraki acınası zavallıyı beklemek arasında bocalayıp kendini ipe çeken bi darağacıyım. Korkunun uykusuz bıraktığı ve düşüncelerin kendini dağıtmadan toparlanamadığı bir boşlukta yaşıyorum. Kendini bilmez gölgesiz bir korkuluk olsam bile burnumun ucundaki boşluktan öpmeye devam eder misin beni? Cevapsızlığa tahammül edemediğimi bile bile sırf kendinden ödün vermemek için beni kendi ölümümle cezalandırmaya göz yumabilir misin? Git artık Bruce. Uykusuzluğa dayanamıyorum.
Gözlerim kararıyor bugün ve birçok günün aksine umutsuzluğumun içinde huzurlu bir ağaç altı serinliği yakalıyorum. Sözcüklerin şevkatini keşfetmiş kaç kişi kaldık yeryüzünde? Keşke diyorum bazen Bruce, keşke hiç sabah olmasa ve gözlerimi güneşe açmak zorunda kalmasam. Gecenin sakin, örtücü,besleyen, tatminkar, alıştığım ve alışılmamış güzelliğini bölüştüren özgür felsefesi insanlığı kapsamaya devam etse. Bruce, sana diyorum ama hep aynısının benzeri cümlelerle yanıtlıyorsun beni ve ben hep cevapsız kalmaktan uyuyacak gibi oluyorum. Seni seviyorum Bruce. Bilmem geç mi oldu, uzun süredir oturuyor gibiyim ama artık takip edemiyorum kimin gidip neyin kaldığını. İnsan kendini sorgulamaya başladığında beynine düşen çığın altında ezilmemek için sarılmaya ihtiyaç duyduklarını kutsallaştırıyor. Bruce, kutsallaşıyorsun ve bunun farkına varabildiğim için gitmek zorundasın. Kendini üzme güzelim, alışabilirim. Sen de alışabilirsin. Kardelenliğe ulaşabildiğimde yanımda aradığım olmamanı diliyorum çünkü sıçtığımın merdiven boşluğunda güneşe ulaşmaya çalışmak sandığından daha zor. Güneş battı Bruce ve ben çok üşüyorum.
Birine inanmak ne kadar da zor. Birine inandığına inandıktan sonra ona artık inanamayabileceğine inanmaksa altı kat zor Bruce. Şimşek yalnızca geceyi aydınlatır ve kendini boşaltmak için kurbanlar arayıp durur kendini göğe yaklaştırmaya çalışan sivrilikler arasından. En korkutucusu da Bruce, ışığının pencereme gürlemesinden evvel yetişiyor olması.
Ben Bruce, iki kişiyim. Belki de daha fazla. Kendimi senden korumaya çalışırken senin kollarına bırakmanın rahatlığından da vazgeçememem beni çok mu kafası karışık gösteriyor? Görüntüler bebeğim, birbiri ardına eklenen anların uzlaşımıdır. Sense yanılmaya nasıl da heveslisin. Başını kucağıma koy ve izin ver de yüzünü incelemeyi bitireyim. Nasıl olsa dünyada bizden çok var ama birleştiğinde yıldız kaydırabilecek bi karışım yaratabilmemiz oldukça istisnai derim ben. Yastığım çok boyutlu düşünceleri özlediğinden yakınıyor ve diş fırçanı bulamamana anlam veremiyorum ama şimdilik kal Bruce, gitmen gerektiğinde haber veririm.
Bruce gerçekten çok yorgunum. Neden artık beni görmeye daha az geliyorsun? Burda canım çok sıkılıyor, kapana kısılmış hissediyorum. Uzun, pislik içinde çırpınıp duran kuyruğuyla kobay olmaya müsait sıçmık bi fare gibi. Neyse ne. Hayat avını başkasına kaptırmadığında güzel.
Portakal suyu diyorum Bruce, sabah kahvaltılarının vazgeçilmez tadı diyorum. Titremelerim mesela diyorum azaldı artık ama insan ruhuna dokunanlara karşı koyamıyor. Dağıtılamaz bi karanlığın içinde yönünü bulmaya çalışmanın ne demek olduğunu pekala biliyorsun. Beni burda yalnız başıma bırakmandan nefret ediyorum. Senden de nefret ediyorum, beni burda yalnız başıma bırakmayı göze alabildiğin için. Seni seviyorum Bruce. Git artık.
Yine sigaram bitiyor, ve sigarayla başım dertte. Dumanının içinde yaşamaktan ne kadar da hoşnutum ve aydınlığa çıkamamaktan ne kadar da yoruldum. Farz edelim ki ben bir darağacıyım Bruce. Nefessiz bıraktığım insanlara acımakla, sonraki acınası zavallıyı beklemek arasında bocalayıp kendini ipe çeken bi darağacıyım. Korkunun uykusuz bıraktığı ve düşüncelerin kendini dağıtmadan toparlanamadığı bir boşlukta yaşıyorum. Kendini bilmez gölgesiz bir korkuluk olsam bile burnumun ucundaki boşluktan öpmeye devam eder misin beni? Cevapsızlığa tahammül edemediğimi bile bile sırf kendinden ödün vermemek için beni kendi ölümümle cezalandırmaya göz yumabilir misin? Git artık Bruce. Uykusuzluğa dayanamıyorum.
Gözlerim kararıyor bugün ve birçok günün aksine umutsuzluğumun içinde huzurlu bir ağaç altı serinliği yakalıyorum. Sözcüklerin şevkatini keşfetmiş kaç kişi kaldık yeryüzünde? Keşke diyorum bazen Bruce, keşke hiç sabah olmasa ve gözlerimi güneşe açmak zorunda kalmasam. Gecenin sakin, örtücü,besleyen, tatminkar, alıştığım ve alışılmamış güzelliğini bölüştüren özgür felsefesi insanlığı kapsamaya devam etse. Bruce, sana diyorum ama hep aynısının benzeri cümlelerle yanıtlıyorsun beni ve ben hep cevapsız kalmaktan uyuyacak gibi oluyorum. Seni seviyorum Bruce. Bilmem geç mi oldu, uzun süredir oturuyor gibiyim ama artık takip edemiyorum kimin gidip neyin kaldığını. İnsan kendini sorgulamaya başladığında beynine düşen çığın altında ezilmemek için sarılmaya ihtiyaç duyduklarını kutsallaştırıyor. Bruce, kutsallaşıyorsun ve bunun farkına varabildiğim için gitmek zorundasın. Kendini üzme güzelim, alışabilirim. Sen de alışabilirsin. Kardelenliğe ulaşabildiğimde yanımda aradığım olmamanı diliyorum çünkü sıçtığımın merdiven boşluğunda güneşe ulaşmaya çalışmak sandığından daha zor. Güneş battı Bruce ve ben çok üşüyorum.
Birine inanmak ne kadar da zor. Birine inandığına inandıktan sonra ona artık inanamayabileceğine inanmaksa altı kat zor Bruce. Şimşek yalnızca geceyi aydınlatır ve kendini boşaltmak için kurbanlar arayıp durur kendini göğe yaklaştırmaya çalışan sivrilikler arasından. En korkutucusu da Bruce, ışığının pencereme gürlemesinden evvel yetişiyor olması.
Ben Bruce, iki kişiyim. Belki de daha fazla. Kendimi senden korumaya çalışırken senin kollarına bırakmanın rahatlığından da vazgeçememem beni çok mu kafası karışık gösteriyor? Görüntüler bebeğim, birbiri ardına eklenen anların uzlaşımıdır. Sense yanılmaya nasıl da heveslisin. Başını kucağıma koy ve izin ver de yüzünü incelemeyi bitireyim. Nasıl olsa dünyada bizden çok var ama birleştiğinde yıldız kaydırabilecek bi karışım yaratabilmemiz oldukça istisnai derim ben. Yastığım çok boyutlu düşünceleri özlediğinden yakınıyor ve diş fırçanı bulamamana anlam veremiyorum ama şimdilik kal Bruce, gitmen gerektiğinde haber veririm.
4 Mart 2013 Pazartesi
Plath
I lean to you, numb as a fossil. Tell me I'm here.
Söyle bakalım neredeyiz? Parmakuçlarımızın yanmasına tek nefes kaldı. Korkuyor musun Bruce? Yanmak gözuçlarından başlar, parmak uçlarına doğru hissini arttırır. İncelik ilüzyondur inanma. Her güneşte kendini kurutanlardan olmak ödlekliktir. Ne dersin, gidelim mi buralardan? Çok oldu. Gördüklerinden sıyrılmalısın. Kandırmaya heveslidirler. Yaşamana bak güzelim, dünyada senden de benden de çok var. Bize gelince, orasını karıştırma. Bir şeyler söyleyeceksen dinliyorum, saygısızlık etmek istemem. Ben de öyle düşünmüştüm. Yanlış yerlerime dokunuyorsun. Sevişelim mi?
Bruce, kibriti uzatmalısın. Sigara dediğin kendini yakmakta çok başarılı. İçiyor muyum? Sarhoş olmalıyım, belki de sen sarhoşsundur. En iyisi ikimizin de sarhoş olması değil mi? Başım dönerken yüzünü seçemiyorum. Merak etme kötü bi şey söylemedim. Hadi yatalım.
Bruce, çoraplarımı da çıkarır mısın? Çok yorgunum. Ayaklarımı okşamanı seviyorum. En son ne zaman kimsenin duymasını istemediğimiz bir şey yaptık hatırlasana. Çok zaman geçmiş olmalı. Zorlanıyorum. Bu aptal evin karanlığında oturup yazmaya çalışmak çok yorucu biliyorsun. Taşınsak mı Bruce? Senin evine mi taşınsak artık? Hem burası çok küçük ve pis. Pencereye gelip duran kuşlardan da nefret ediyorum. Hayatta hala bir şeylerin özgür olduğunu hatırlatıyor piç kuruları. Öldür onları. Tek tek avla onları. Kafalarını gövdelerinden ayır ve tüylerini tek tek yolduktan sonra kanatlarından pervaza as ki sonlarını gören diğerleri konmaya cesaret edemesin. Ben mi acımasız oluyorum Bruce? Sen acımasızsın. Bana bunları düşündürmelerine izin verdiğin için en acımasız olan sensin. Bana biraz daha şarap doldurur musun? Seni seviyorum Bruce.
Ne düşünüyorum biliyor musun? Birini sevmenin ne kadar zor olduğunu. İnsanlar hayatıma girip çıkıyorlar. Girip çıkıyorlar ve ben hepsini sevmekten yoruldum. O yüzden artık seni seviyorum demiyorum ama seni seviyorum Bruce. Yani gitme vaktin gelmiş. Şarabımı mı getirdin. İnsanlara uşak gibi davranmam çok kaba biliyorsun. Nazik kıçımı kaldırıp kendim alabilirdim ama kim erkeğine biraz sırnaşıklık yapmak istemez ki? Hadi Bruce.
Kiss me, and you will see how important I am.
Burası çok sıcak olmadı mı? Zaten çıplak mıyım? Ah bebeğim, insan derisinden bile kurtulamıyorsa kim özgürlüğüne mahkum yaşayabilir? Soy beni ve kaburgalarımın altındaki masumluğu yakala. Onu ele geçirebilirsen sonsuza kadar senin olabilirim. Tabi ki yalan söylüyorum. Sonsuza kadar kendimin bile olamam ben, çok sıkıcı olurdu.Kendini yenilemeyi becerebilmelisin. Duyan duvarlarından kurtul ve bukalemununu besle. Her şey bu kadar kolay.
Bruce, sigaram bitiyor. Bruce sigaram yine bitiyor. Neden hep bitiyor Bruce neden hiçbir şey hiçbir zaman istediğim kadar sürmüyor? Neden uyandığımda gitmiş olmak zorundasın. Seni seviyorum Bruce biliyorsun bunu. Ama kendimi daha çok seviyorum. O yüzden siktir olup gidebilirsin. Bazen kendimi fazla kaptırıyorum ama önemi yok. Nerde durmam gerektiğini bildiğimde her şey anlamsızlaşıyor. Felsefe yolda olma halidir Bruce ve ben bir durma haliyim. Oysa aklım, o uçma halinde! Gezegenler arası yolculuğun imkansız olduğunu söyleyenlere kıçımla gülmemde yardımcı olur musun? Zaten kıçımı hep sevmişsindir. Karnın acıkmadı mı Bruce? Ben bu saatlerde hep çok acıkıyorum. Sanırım sabaha karşı durmanın da bir bedeli var. Canım kanlısından bir biftek istiyor. Yine mi paramız yok Bruce? Dışarıda her şey hala satın mı alınıyor? Bu düzen hepimizi tek tek öldürüyor. Lanetlenmişiz. Buraya kadarmış Bruce.Ben yatıyorum.
Is there no way out of the mind?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)