Ne kaldı sözcüklerden başka verecek
Bir elimde pastırma sıcağı teninden
Birinde soğumuş cehennemim
Yuvasından itilmiş kırlangıç yavrusu
Kanadını açmayı öğrenemeden vurulmuş
Bir damla canını sermiş papatyanın dibine
-Ağlar durur
Farkında olmadan çiçekçiğin solduğunu
-Yalvarır durur tanrıya
Umarak sesinin duyulduğunu
Tütün tarlasında kendimi yakıyorum
Hançer mi desem biçerdöver mi
Tenimi yırttı, battı
Sesin mi bataklık mı gömüldüğüm?
Tabutlarda karanlık
Gözlerinde yalnızlığım
Çınarım,
Bu aşk bana çok büyük
7 Nisan 2012 Cumartesi
2 Nisan 2012 Pazartesi
Mezarlık
-Kimsin sen? Geçmişten mi gelecekten mi geldiğini anlayamıyorum.
Bak güzelim, bunlar zor zamanlar. Dünya öyle hemen benimsenecek bir gezegen değildir. Geceleri ve unutuşları uzun yaşarız. Kalplerimiz labirentlerin içine gömülüdür, çıkış yolu ararken aşklarını da kaybedersin. Bahar nedir seninle öğrendim ben, yüksek kum yığınları ve güneş yanıklarıyla yaşamayı öğrenmek çok yılımı aldı. Sana uçmayı öğreteceğim, çok seveceksin. Ne düşünüyorum biliyor musun? Sana gözyaşı şişesi hediye edeceğim. Sihirlidir. Tabi sana da iş düşüyor. Benim için ağladıklarınla doldurabildiğinde, önceki gelişimde getirdiğim fesleğenin dibine dök. Yeterince cesur olabilirsen yapraklarından birinde büyüyen pencereyi aç ve avazın çıktığınca bağır ki seni duyabileyim. O zaman gelip seni oraya götüreceğim. Bu ciddi bi iş, bilmelisin. Bir daha buraya dönemeyebilirsin.
-Bana masal anlatman çok hoşuma gidiyor. Sen de çok hoşuma gidiyorsun. Hatta hadi itiraf edeyim, sana aşık olabilirim.
Küçüğüm, her masalın güzel bittiği zamanlar emziğinle beraber çöpe atıldı. Artık gerçek dünyada yaşıyorsun. Tabi bu senin seçimindi. Biliyorum yanımda kalmak için çabaladın ama zamanın koşulları gitmemi gerektiriyordu. Beni anlamadın. Gözlerime baktığında gördüğün şey bilmek istediğin şeydi. Oysa sözcükleri öyle seviyorsun ki gördüğüne inanmak istemedin. Her şeyden ne çok korkuyorsun ve ellerin ne kadar da küçük. Göz bebeklerin de küçülüyor gözbebeğim. Ne o yoksa ağlıyor musun?
-Loş ışıklar gözlerimi yoruyor. Seninle yaşayamam. Üşüyorum, tenini çıkarıp tenime dola ki senden başka kimse tanımasın. Şiirlerini Lut Gölü'ne attım. Nasılsa kimse yüzme bilmiyor.
Öyle seviyor ki susmayı,
sözcükleri öyle seviyor ki,
lambasız kalabilir geceleri,
kışı uykusuz geçirebilir.
Yangın mı başladı? Hadi dans edelim, seversin. 8.10 Vapuru'na adımı yazdırdım.Bak ne zamandır buraya gelmiyorduk. Kırmızıyla mavinin magentaya ulaştığını söylemiş miydim? Peki zamanın canımı acıttığını? Hava aydınlanıyor. Artık gitmeliyim. Sen de uyan artık elini yüzünü yıka. Üstüme söndürdüğün güneş kimler için umut değil ki?
Sesinde ne var biliyor musun?
Söyleyemediğin sözcükler var.
Bak güzelim, bunlar zor zamanlar. Dünya öyle hemen benimsenecek bir gezegen değildir. Geceleri ve unutuşları uzun yaşarız. Kalplerimiz labirentlerin içine gömülüdür, çıkış yolu ararken aşklarını da kaybedersin. Bahar nedir seninle öğrendim ben, yüksek kum yığınları ve güneş yanıklarıyla yaşamayı öğrenmek çok yılımı aldı. Sana uçmayı öğreteceğim, çok seveceksin. Ne düşünüyorum biliyor musun? Sana gözyaşı şişesi hediye edeceğim. Sihirlidir. Tabi sana da iş düşüyor. Benim için ağladıklarınla doldurabildiğinde, önceki gelişimde getirdiğim fesleğenin dibine dök. Yeterince cesur olabilirsen yapraklarından birinde büyüyen pencereyi aç ve avazın çıktığınca bağır ki seni duyabileyim. O zaman gelip seni oraya götüreceğim. Bu ciddi bi iş, bilmelisin. Bir daha buraya dönemeyebilirsin.
-Bana masal anlatman çok hoşuma gidiyor. Sen de çok hoşuma gidiyorsun. Hatta hadi itiraf edeyim, sana aşık olabilirim.
Küçüğüm, her masalın güzel bittiği zamanlar emziğinle beraber çöpe atıldı. Artık gerçek dünyada yaşıyorsun. Tabi bu senin seçimindi. Biliyorum yanımda kalmak için çabaladın ama zamanın koşulları gitmemi gerektiriyordu. Beni anlamadın. Gözlerime baktığında gördüğün şey bilmek istediğin şeydi. Oysa sözcükleri öyle seviyorsun ki gördüğüne inanmak istemedin. Her şeyden ne çok korkuyorsun ve ellerin ne kadar da küçük. Göz bebeklerin de küçülüyor gözbebeğim. Ne o yoksa ağlıyor musun?
-Loş ışıklar gözlerimi yoruyor. Seninle yaşayamam. Üşüyorum, tenini çıkarıp tenime dola ki senden başka kimse tanımasın. Şiirlerini Lut Gölü'ne attım. Nasılsa kimse yüzme bilmiyor.
Öyle seviyor ki susmayı,
sözcükleri öyle seviyor ki,
lambasız kalabilir geceleri,
kışı uykusuz geçirebilir.
Yangın mı başladı? Hadi dans edelim, seversin. 8.10 Vapuru'na adımı yazdırdım.Bak ne zamandır buraya gelmiyorduk. Kırmızıyla mavinin magentaya ulaştığını söylemiş miydim? Peki zamanın canımı acıttığını? Hava aydınlanıyor. Artık gitmeliyim. Sen de uyan artık elini yüzünü yıka. Üstüme söndürdüğün güneş kimler için umut değil ki?
Sesinde ne var biliyor musun?
Söyleyemediğin sözcükler var.
18 Mart 2012 Pazar
Aşınım
Hayır, dedi çiçek, beni dalımdan ayırma
Soğuk memleketlerden geldim seni görmeye
Kimseye değmedi tedirginliği elimin
Mitralyözlerin yorgunluğunu yerleştirdim gözlerime
Çalıp çırpmış leş yiyiciler aşklarımı
Seni bırakmış Anka'nın kanadına
az daha kaçırıyordum penceremdeki çığlıklarını
Balkona fesleğen diktim, seversin
Saçları saman sarısı kirpikleri mavi kadınları sevdiğin gibi
Oysa ancak masalımda kurtulabiliyorum esmerliğimden
Nasıl da güzelsin yüzünde emeğin çizgileri
Bir ben tanırım bakışındaki çocuğu
Dünyanın tortusu birikmiş sözünde
Yıldızlar titrerken sevişmişsin
Kuşluk vakti aç açına şiir yazmayı bilir misin?
Gel, elimi tut.
Elinin değmediği çiçeği uçurumdan iteceğim.
Soğuk memleketlerden geldim seni görmeye
Kimseye değmedi tedirginliği elimin
Mitralyözlerin yorgunluğunu yerleştirdim gözlerime
Çalıp çırpmış leş yiyiciler aşklarımı
Seni bırakmış Anka'nın kanadına
az daha kaçırıyordum penceremdeki çığlıklarını
Balkona fesleğen diktim, seversin
Saçları saman sarısı kirpikleri mavi kadınları sevdiğin gibi
Oysa ancak masalımda kurtulabiliyorum esmerliğimden
Nasıl da güzelsin yüzünde emeğin çizgileri
Bir ben tanırım bakışındaki çocuğu
Dünyanın tortusu birikmiş sözünde
Yıldızlar titrerken sevişmişsin
Kuşluk vakti aç açına şiir yazmayı bilir misin?
Gel, elimi tut.
Elinin değmediği çiçeği uçurumdan iteceğim.
10 Mart 2012 Cumartesi
Mezopotamyaşk
Zagros'un yamacindan göçen renklerin
yerleştiği toprak
Düz görmemiş günlerin
başini döndürür ovalari
Horus'un oğullarina gebe tepeleri
Çocuklarinin yüzü
Hitit güneşinde
Başinda, barişa dönük geyikler
Aşklariysa sarhoş
Koca adamlarin ölüsünde akbabalar
Kaybedilen savaş ganimeti
özlemleri
Mümbit Hilal kendini gençligine satmiş
Artik güneş tarihten doguyor.
yerleştiği toprak
Düz görmemiş günlerin
başini döndürür ovalari
Horus'un oğullarina gebe tepeleri
Çocuklarinin yüzü
Hitit güneşinde
Başinda, barişa dönük geyikler
Aşklariysa sarhoş
Koca adamlarin ölüsünde akbabalar
Kaybedilen savaş ganimeti
özlemleri
Mümbit Hilal kendini gençligine satmiş
Artik güneş tarihten doguyor.
8 Şubat 2012 Çarşamba
Şirk
Malula'lı İsa'nın dilinde türküdür
Baba oğul ve kutsal ruh ilahisi
Yaratan ve bağışlayan Allah'ın adıyla
Kendine yüz çizer tafoni
Suriye'nin her daim yazlık bahçesinde
Azize Tacla'nın çehresine gizlenmiş
Tüm isimleri tanrının
her biri birbirinden yabancı
Körpe zihinlerin kayıp inancına yerleşmiş
Yerin yedi kat üstü
Hades:
Derinkuyu'da mahpus.
Baba oğul ve kutsal ruh ilahisi
Yaratan ve bağışlayan Allah'ın adıyla
Kendine yüz çizer tafoni
Suriye'nin her daim yazlık bahçesinde
Azize Tacla'nın çehresine gizlenmiş
Tüm isimleri tanrının
her biri birbirinden yabancı
Körpe zihinlerin kayıp inancına yerleşmiş
Yerin yedi kat üstü
Hades:
Derinkuyu'da mahpus.
3 Şubat 2012 Cuma
Krizantem şarkısı
Saklayıp utancımı yanağımın pembesine
Yüzümün yalazını rüzgara sarıyorum
Sokağın en yalnız olduğu saattir bu
Yakamozun denizi öpüşünde gizlidir
En güzel şiirin yazıldığı parşömen
Dudağımın kıvrımına mahsus
Issız
Çöl güneşinin alevi
Teninin ayazına yorgunum
Çekik gözlü çocukların dünyası gibi ufak
Güney göçmeni kuşların yolları kadar uzaktır
Akçaağaçla stratüsün kavuşma ihtimali
Yasak ilişki meyvesi: güz yağmuru.
Yüzümün yalazını rüzgara sarıyorum
Sokağın en yalnız olduğu saattir bu
Yakamozun denizi öpüşünde gizlidir
En güzel şiirin yazıldığı parşömen
Dudağımın kıvrımına mahsus
Issız
Çöl güneşinin alevi
Teninin ayazına yorgunum
Çekik gözlü çocukların dünyası gibi ufak
Güney göçmeni kuşların yolları kadar uzaktır
Akçaağaçla stratüsün kavuşma ihtimali
Yasak ilişki meyvesi: güz yağmuru.
Süreya eylemi
15.yüzyıl Nemrut'u
Kaynıyor yeryüzü
Bacayı saran ateşin hükmü geçmez
Göğe kavuşmak isteyince yerin altı
Aynı anda Bayan Sahra
-ki kendini adında taşır-
Bahadada salınıyor
Peşinde üçbeş kaktüs ıslığı
Ağızlarda az çözünmüş çöl
Susuzluğun sarı kuraklığı
Kafasının dikinde kıyı
Bilerek asla kavuşamayacağını
Ufuktaki köpük duvaklı dalgasına
Ağıtlar yakıyor yalıyarlara
İntiharı en başından planlı
Böyleyken dünyanın hali Cemal Abi
Elde değil seninle Kars'a gitmemek
Çünkü aşk çocuklarında da aşkı
Hayat kısa dedin ya kuşlar da uçuyor.
Kaynıyor yeryüzü
Bacayı saran ateşin hükmü geçmez
Göğe kavuşmak isteyince yerin altı
Aynı anda Bayan Sahra
-ki kendini adında taşır-
Bahadada salınıyor
Peşinde üçbeş kaktüs ıslığı
Ağızlarda az çözünmüş çöl
Susuzluğun sarı kuraklığı
Kafasının dikinde kıyı
Bilerek asla kavuşamayacağını
Ufuktaki köpük duvaklı dalgasına
Ağıtlar yakıyor yalıyarlara
İntiharı en başından planlı
Böyleyken dünyanın hali Cemal Abi
Elde değil seninle Kars'a gitmemek
Çünkü aşk çocuklarında da aşkı
Hayat kısa dedin ya kuşlar da uçuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)